ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasında yaklaşık bir yıl arayla yaşanan iki savaşın ardından Çarşamba günü bir mutabakat zaptına imza attı. Anlaşma, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin yeniden başlatılmasını öngörüyor. Ancak diplomatik kaynaklara göre, taraflar çatışmalardan önceki pozisyonlarına geri dönmüş durumda. Görüşmeler, 2015 Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılması umudunu taşısa da, taraflar arasındaki güvensizlik ve jeopolitik gerilimler ilerlemeyi zorlaştırıyor.
Gelişmenin arka planı
ABD ve İran arasında son bir yıl içinde iki büyük askeri kriz yaşandı. İlki, Ocak 2020’de ABD’nin Bağdat’ta İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesiyle patlak verdi. İkincisi ise 2021’de İran’ın nükleer tesislerine yönelik siber saldırılar ve Körfez’deki tanker krizleriyle tırmandı. Bu iki olay, 2015 nükleer anlaşmasının çöküşünü hızlandırdı ve tarafları yeniden müzakere masasına oturmaya zorladı.
Mutabakat zaptı, teknik düzeyde görüşmelerin başlamasını ve uranyum zenginleştirme seviyelerinin sınırlandırılmasını hedefliyor. Ancak uzmanlar, İran’ın %60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum stokunu azaltmayı kabul etmediğini ve ABD’nin yaptırımları tamamen kaldırmaya yanaşmadığını belirtiyor. Taraflar, 2015 anlaşmasının temel parametrelerine dönmeyi tartışsa da, bugüne kadar kaydedilen ilerleme sınırlı kaldı.
İran tarafı, KOEP’in yeniden yürürlüğe girmesi için ABD’nin tüm yaptırımları kaldırmasını şart koşuyor. Washington ise İran’ın önce nükleer faaliyetlerini durdurmasını talep ediyor. Bu kısır döngü, iki tarafın da eski pozisyonlarına sıkışmasına neden oluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran nükleer müzakereleri, sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu’yu etkiliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, anlaşmanın İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlamadığı takdirde kendileri için tehdit oluşturacağını savunuyor. İsrail, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçenekleri masada tutuyor.
Rusya ve Çin ise müzakerelerde diplomatik çözümden yana. Moskova, İran’a nükleer teknoloji desteği sağlarken, Pekin Tahran’ın en büyük petrol alıcısı olarak anlaşmanın ticari boyutunu önemsiyor. Avrupa Birliği, arabulucu rolü üstleniyor ancak ABD’nin yaptırım politikaları nedeniyle etkisi sınırlı kalıyor.
Uzmanlar, önümüzdeki aylarda BM Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetim raporlarının kritik önem taşıyacağını vurguluyor. Eğer İran, UAEA’nın taleplerine uymazsa, yaptırımların yeniden devreye girmesi olası. Bu senaryo, bölgesel bir çatışmayı tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının bir kısmını İran’dan karşılaması nedeniyle nükleer müzakerelerden doğrudan etkileniyor. Anlaşmanın yeniden canlanması, Türkiye’ye uygulanan ABD yaptırımlarının hafiflemesine ve doğalgaz ticaretinin artmasına yol açabilir. Ancak, İsrail-İran gerginliğinin tırmanması Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Ankara, diplomatik çözümü desteklemekle birlikte, bölgesel dengelerin bozulmaması için tüm taraflarla iletişimini sürdürüyor.