ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) çalışanlarının, eyalet seçmen listelerinde yabancı uyrukluları ararken seçmen gibi davranmak üzere talimat aldığı, Pazartesi günü yayımlanan bir ihbarcı raporuyla ortaya çıktı. Rapora göre çalışanlara, potansiyel “yasa dışı seçmen” olarak işaretlenen kişilere ait hassas bilgiler verildi ve bu kişileri arama yönünde yönlendirildi. İhbarcı, bu uygulamanın eyalet yasalarını ihlal edebileceğini ve yanlışlıkla ABD vatandaşlarını hedef alabileceğini öne sürüyor.
Olayın Arka Planı
İhbarcı raporu, DHS bünyesindeki bazı çalışanların, seçmen sahtekârlığını tespit etmek amacıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında, kendilerini seçmen olarak tanıtarak eyalet seçim ofisleriyle iletişim kurmaya zorlandığını gösteriyor. Bu kişilere, sistem tarafından potansiyel “yasa dışı seçmen” olarak işaretlenmiş bireylerin isimleri, adresleri ve diğer kişisel verileri sağlandı. Ancak rapor, bu kişilerin çoğunun ABD vatandaşı olabileceğine dair endişeleri dile getiriyor.
DHS henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmadı. Ancak rapor, Bakanlık içinde etik ve yasal sorunlara yol açabilecek bir uygulamanın varlığını ortaya koyuyor. İhbarcının kimliği açıklanmadı; raporun Kongre üyelerine ve denetim kurumlarına iletildiği belirtiliyor.
Eyalet seçim yasaları, federal kurumların seçmen listelerine müdahalesini sınırlayan hükümler içerebiliyor. Örneğin, bazı eyaletlerde yalnızca yerel seçim yetkilileri seçmen bilgilerini sorgulama ve güncelleme yetkisine sahip. Federal ajanların seçmen gibi davranarak bilgi toplaması, bu yasaların ihlali anlamına gelebilir. Ayrıca, masum vatandaşların hedef alınması, özel hayatın gizliliği ve ayrımcılık yasağı gibi anayasal ilkeleri de zedeleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD’de seçim güvenliği, özellikle 2020 başkanlık seçimlerinden bu yana siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Eski Başkan Donald Trump ve müttefikleri, seçimlerde yaygın sahtekârlık iddialarını defalarca dile getirdi; ancak mahkemeler ve bağımsız denetimler bu iddiaları büyük ölçüde reddetti. DHS’nin bu tür bir soruşturma yürütmesi, federal hükümetin seçimlere müdahalesi endişelerini artırabilir ve eyaletlerle federal yönetim arasında gerilime yol açabilir.
Öte yandan, göçmen karşıtı politikaların sertleştiği bir dönemde, yabancı uyrukluların seçmen listelerinden temizlenmesi çabaları, göçmen toplulukları üzerinde baskı oluşturabilir. Sivil haklar örgütleri, bu tür uygulamaların azınlıkları ve göçmenleri hedef alabileceği uyarısında bulunuyor. Uluslararası alanda ise ABD’nin demokratik süreçlerine yönelik algı, bu tür haberlerle zedelenebilir. Müttefikler ve uluslararası kuruluşlar, ABD’deki seçim güvenliği ve insan hakları standartlarını yakından izliyor.
DHS’nin seçmen soruşturması, aynı zamanda federal kurumların yetki sınırları ve eyaletlerin özerkliği tartışmasını yeniden alevlendirebilir. Anayasa’nın eyaletlere tanıdığı yetkiler çerçevesinde, federal müdahale iddiaları yargıya taşınabilir. Bu durum, 2024 seçimlerine giden süreçte siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’de seçim güvenliğine ilişkin tartışmalar ve federal kurumların eyalet yetkilerini aşma iddiaları, Türkiye’yi doğrudan etkilemese de küresel demokrasi algısı açısından önem taşıyor. Türkiye-ABD ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelen karşılıklı güven sorunları, ABD’nin iç siyasi istikrarına dair haberlerle daha da karmaşık hale gelebilir. Ayrıca, göçmen karşıtı uygulamaların sertleşmesi, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası göç ve insan hakları rejimini etkileyebilir. Türk dış politikası açısından, ABD’nin demokratik süreçlerine yönelik algı, ittifak içi dengeleri ve ortak değerler söylemini şekillendirebilir. Bu nedenle gelişme, dolaylı da olsa Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir tartışma başlığı yaratabilir.