ABD İç Güvenlik Bakanlığı'na (DHS) bağlı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE), gözaltındaki kişilere elektrik şoku vererek etkisiz hale getirmeyi amaçlayan 'şok eldivenleri' satın almak için yaklaşık 20 milyon dolarlık bir bütçe ayırmayı planlıyor. Söz konusu eldivenlerin, güçlü bir kişiyi bir saniyeden kısa sürede etkisiz hale getirebileceği iddia ediliyor. Bu gelişme, ABD'de göçmenlik politikaları ve insan hakları üzerine yürüyen tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Şok Eldivenlerinin Özellikleri ve Kullanım Amacı
ICE tarafından yayınlanan ihale belgelerine göre, bu eldivenler 'gözaltındaki kişilere ağrı verici ama geçici bir elektrik şoku uygulayarak' onları kontrol altına almayı sağlayacak. Eldivenlerin, standart şok tabancalarından (Taser) daha az ölümcül olması bekleniyor, ancak tartışma yaratan asıl nokta, bu cihazların doğrudan insan vücuduna temas ederek çalışması ve potansiyel olarak kötüye kullanıma açık olması.
DHS yetkilileri, bu teknolojinin 'düşük seviyeli direniş durumlarında' gözaltındaki bireyleri kontrol altına almak için kullanılacağını savunuyor. Kurum, eldivenlerin 'şiddet veya kaçış girişimi olmaksızın' sadece zorunlu durumlarda devreye gireceğini belirtiyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu tür cihazların işkence ve kötü muamele yasağını ihlal edebileceği uyarısında bulunuyor.
İhaleye ilişkin belgelerde, eldivenlerin 'elektrik şoku verebilme, yüksek voltaj ayarına sahip olma' ve 'hızlı devreye girme' gibi teknik özellikler taşıması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca, eldivenlerin 'taşınabilir ve şarj edilebilir' olması, memurların saha koşullarında rahatça kullanabilmesi için tasarlanması isteniyor. Bu özellikler, cihazın yalnızca savunma amaçlı değil, aynı zamanda etkili bir kontrol aracı olarak planlandığını gösteriyor.
Tartışmalar ve Hukuki Boyut
Şok eldivenleri planı, ilk olarak göçmen hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekti. American Civil Liberties Union (ACLU) gibi kuruluşlar, bu tür cihazların 'orantısız güç kullanımına' yol açabileceğini ve özellikle kadın, çocuk ve engelli göçmenler üzerinde ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini vurguluyor. Ayrıca, eldivenlerin 'işkenceye karşı uluslararası sözleşmelere aykırı' olduğu yönünde hukuki itirazlar gündeme gelebilir.
Konuya ilişkin olarak, geçtiğimiz yıllarda ICE ajanlarının aşırı güç kullandığına dair çok sayıda rapor yayınlanmıştı. Özellikle sınır dışı işlemleri sırasında yaşanan şiddet olayları, ajansın itibarını zedelemişti. Bu yeni teknolojinin, mevcut şiddet olaylarını artıracağı endişesi, kamuoyunda geniş yankı buluyor.
Uzmanlar, elektroşok cihazlarının kalp rahatsızlığı olan kişilerde ölüme yol açabileceğini, bu nedenle 'acı verici kontrol' yönteminin son derece riskli olduğunu belirtiyor. Amerikan Tabipler Birliği (AMA) de bu tür cihazların tıbbi açıdan kabul edilemez olduğunu savunan raporlar yayınlamıştı. Bu raporlarda, şok cihazlarının 'psikolojik travma' yaratma potansiyeline de dikkat çekiliyor.
ICE'in bu planı, yalnızca insan hakları savunucularını değil, aynı zamanda bazı kongre üyelerini de harekete geçirdi. Demokrat Parti'li bazı senatörler, DHS Bakanı Alejandro Mayorkas'a bir mektup göndererek, bu tür bir satın alımın 'soruşturma konusu' olması gerektiğini belirtti. Kongre üyeleri, 'vergi mükelleflerinin parasının bu tür tartışmalı cihazlara harcanmasının' onaylanamayacağını ifade ediyor.
Küresel Bağlam: Elektroşok Cihazlarının Kullanımı
ABD'deki bu tartışma, dünya genelinde emniyet güçlerinin elektroşok cihazlarına yönelik yaklaşımını yeniden gündeme getirdi. Birçok Avrupa ülkesi, bu tür cihazların kullanımını yalnızca 'hayati tehlike arz eden durumlar' ile sınırlandırmış durumda. Örneğin, İngiltere'de polis, şok tabancalarını yalnızca silahlı saldırganlara karşı kullanabiliyor. Almanya ve Fransa ise bu cihazların kullanımını daha sıkı kurallara bağlamış vaziyette.
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), dünya genelinde en az 1000 kişinin 2001'den bu yana elektroşok cihazları nedeniyle hayatını kaybettiğini raporlamıştır. Bu veriler, elektroşok cihazlarının 'ölümcül olmayan' olarak tanımlanmasına rağmen aslında ciddi ölüm riski taşıdığını gösteriyor.
ICE'in bu yeni satın alım planı, ABD'nin göçmenlik politikalarının küresel alandaki algısını da olumsuz etkileyebilir. Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı (UNHCR), özellikle sığınmacılara yönelik bu tür uygulamaların 'uluslararası hukuka aykırı' olduğunu ve 'insanlık dışı muamele' kapsamında değerlendirilebileceğini açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin göçmen politikalarında kullandığı bu tür sert güç araçları, küresel ölçekte insan hakları standartlarını olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor. Türkiye, düzensiz göçle mücadelede uluslararası hukuka ve insan haklarına saygılı bir yaklaşım benimserken, bu tür yöntemlerin meşrulaştırılması, göçmen hakları mücadelesini zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü göç anlaşması müzakerelerinde, bu tür tartışmaların ABD'nin küresel imajını zedelemesine karşın, Türkiye'nin göçmenlere yönelik insani tutumu örnek gösterilebilir.