ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE), protestoculara yönelik ‘yerli terörist’ olarak nitelendirdiği kişilerden oluşan bir veritabanı bulundurduğunu uzun süre reddetti. Ancak teşkilatın Kongre’ye gönderdiği bir mektup, tam tersini kanıtlıyor. Elde edilen belgelere göre ICE, Filistin yanlısı protestolar başta olmak üzere çeşitli gösterilerde yer alan aktivistler hakkında sistematik şekilde istihbarat toplamış ve bu bilgileri özel bir veritabanında işlemiş. Olay, Ocak 2024’te bir ICE ajanının bir gözlemciye “Güzel küçük bir veritabanına ekleniyorsun” dediği bir videonun ortaya çıkmasıyla başladı. ICE yönetimi bu kaydı ‘münferit’ olarak nitelendirip konuyu geçiştirmeye çalışsa da, Kongre’ye yazılan resmi mektup durumun sistematik olduğunu gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Olayın odağında, ICE’in İstihbarat Ofisi’ne bağlı olarak yürütülen bir çalışma var. Söz konusu veritabanı, ‘Yurt İçi Terörizm Bilgi Yönetim Sistemi’ (DTIMS) adıyla anılıyor. ICE yetkilileri daha önce Kongre’ye yaptıkları brifinglerde bu veritabanının yalnızca geçici bilgileri derlemek için kullanıldığını ve kalıcı bir gözetleme sistemi olmadığını iddia etmişti. Ancak mektupta, DTIMS’in 2017’den beri aktif olarak kullanıldığı ve protestocuların ‘yurt içi terörist’ olarak sınıflandırıldığı belirtiliyor. Mektup, aynı zamanda bu bilgilerin diğer federal kurumlarla paylaşıldığını ve bazı durumlarda gözaltı veya soruşturma başlatılmasında delil olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Özellikle 2020’deki George Floyd protestoları ve 2023-2024’teki Filistin yanlısı gösteriler sırasında binlerce kişinin bu veritabanına eklendiği tahmin ediliyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu durum, ABD’de ifade özgürlüğü ve toplanma hakkı çerçevesinde ciddi tartışmalara yol açtı. Sivil haklar örgütleri, protestocuların terörist olarak etiketlenmesinin caydırıcı bir etki yaratarak anayasal hakların kullanımını engelleyeceğini savunuyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) konuyla ilgili ICE’e dava açtı. Küresel boyutta ise, ABD’nin bu uygulaması diğer ülkelerde de benzer veritabanı projelerinin meşrulaştırılmasına zemin hazırlayabilir. Özellikle Avrupa Birliği’nin sınır güvenliği ve göçmen takibi konusundaki hassasiyeti göz önüne alındığında, benzer sistemlerin Avrupa’da da uygulanma riski bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD’nin bu uygulamasını kendi güvenlik önlemleri açısından yakından izliyor. İfade özgürlüğü ile güvenlik arasındaki dengenin ABD gibi bir ülkede dahi ne kadar kırılgan olduğu görülüyor. Türkiye’nin benzer tartışmaları iç hukukunda yaşadığı hatırlanırsa, bu gelişme uluslararası kamuoyunda güvenlik önlemlerinin sınırları konusundaki tartışmaları alevlendirebilir. Ayrıca, Türkiye’nin AB ile yürüttüğü vize serbestisi ve geri kabul anlaşmaları kapsamında veri paylaşımına ilişkin hassasiyeti nedeniyle, bu tür veritabanlarının uluslararası hukuka uygunluğu Ankara tarafından da sorgulanabilir.