Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üyesi devletler, cinsel taciz iddiaları nedeniyle Başsavcı Karim Khan'ın görevden alınmasına ilişkin oylama yapmak üzere 26 Temmuz Cuma günü Lahey'de bir araya gelecek. Mahkemenin genel kurulunda yapılacak oylamada, Khan'ın görevden uzaklaştırılması veya azledilmesi için gereken üçte iki çoğunluğun sağlanıp sağlanamayacağı merak ediliyor. İddialar, Khan'ın görev süresi boyunca temsil ettiği adalet ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişmesi nedeniyle uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı.
İddialar ve Süreç
Haziran ayında ortaya çıkan iddialara göre, Karim Khan, görevdeki bir kadın meslektaşına yönelik cinsel taciz ve uygunsuz davranışlarda bulundu. Khan, iddiaları şiddetle reddederek bunları "temelsiz" ve "itibarını zedelemeye yönelik" olarak nitelendirdi. Ancak UCM'nin iç denetim birimi tarafından yürütülen ön incelemenin ardından konu, üye devletlerin oylamasına sunuldu.
UCM tüzüğüne göre, başsavcının görevden alınabilmesi için üye devletlerin üçte iki çoğunluğunun oyu gerekiyor. Bu oylama, mahkemenin kuruluşundan bu yana ilk kez bir başsavcının azledilmesi gündemiyle yapılacak olması açısından tarihi bir önem taşıyor. Oylama öncesinde yapılan kapalı oturumlarda, bazı üye devletlerin Khan'a yönelik desteğini sürdürdüğü, bazılarının ise iddiaların ciddiyeti karşısında görevden alınması yönünde görüş bildirdiği belirtiliyor.
Uluslararası Hukuk ve Mahkemenin Geleceği
Bu süreç, UCM'nin güvenilirliği ve bağımsızlığı açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor. Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçlarla mücadelede merkezi bir role sahip olan mahkeme, Khan'ın görevde kalması halinde itibar kaybı yaşayabileceği gibi, görevden alınması halinde de yargı süreçlerinde aksamalar yaşanabilir. Khan, özellikle Gazze'deki İsrail-Hamas çatışması ve Ukrayna'daki savaşla ilgili soruşturmaları yürütüyor; bu nedenle karar, dünya genelinde adalet arayışları açısından da belirleyici olacak.
Analistler, oylamanın salt hukuki bir süreç olmanın ötesinde, uluslararası toplumun meseleleri ele alış biçimine dair güçlü bir mesaj içerdiğini vurguluyor. UCM'nin siyasi baskılardan ne ölçüde bağımsız hareket edebildiği ve üye devletlerin kurumsal dayanışmayı ne derece koruyabildiği, bu oylamanın sonucunda netleşecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UCM'nin kurucu üyelerinden biri olmamakla birlikte, mahkeme ile işbirliği yapmaktadır. Bu oylama, uluslararası hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik ilkelerinin güçlendirilmesi yönünde bir sınav olarak görülüyor. Türkiye'nin bölgesel politikaları ve özellikle Filistin ve Ukrayna konularındaki tutumu göz önüne alındığında, UCM'nin kararları Ankara'nın dış politikasını yakından ilgilendirebilir. Ancak Türkiye'nin bu süreçteki rolü sınırlıdır ve doğrudan bir etkisi bulunmamaktadır. Küresel ölçekte adalet arayışlarının güçlenmesi, Türkiye'nin bölgesel hedefleriyle örtüşen unsurlar barındırmakla birlikte, mahkeme içindeki tartışmaların Türkiye'nin çıkarlarını doğrudan etkilemesi beklenmemektedir.