ABD yönetimi tarafından yaptırım listesine alınan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başkanı Tomoko Akane, uluslararası hukukun temellerinin sarsıldığı uyarısında bulundu. Akane, yaptırımların yalnızca kendisini değil, tüm uluslararası adalet sistemini hedef aldığını belirterek, 'uluslararası hukukun çöküşü' tehlikesine dikkat çekti. Washington, 18 Ağustos'ta Akane ve Senegalli savcı Abdoulaye Seye'ye yaptırım kararı almıştı. Bu adım, ICC'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında verdiği tutuklama kararına misilleme olarak yorumlanıyor.
Yaptırımların Arka Planı: Netanyahu Kararı ve ABD Tepkisi
ICC Başkanı Tomoko Akane, ABD'nin yaptırım kararını 'uluslararası hukukun geleceğine yönelik bir tehdit' olarak nitelendirdi. Akane, yaptığı açıklamada, 'Bir mahkemenin başkanı olarak benim hedef alınmam, aslında tüm uluslararası toplumun adalet arayışının hedef alınmasıdır' ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, ICC'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze'deki savaş suçları nedeniyle verdiği tutuklama kararının ardından geldi. ABD, bu kararı 'siyasi ve temelsiz' bularak reddetmiş, ardından ICC yetkililerine yaptırım uygulama kararı almıştı.
Yaptırım kararı, 18 Ağustos'ta ABD Hazine Bakanlığı'nca duyuruldu. Karar kapsamında, ICC Başkanı Akane'nin yanı sıra, Savcılık Ofisi'nde görevli hukuk danışmanı Abdoulaye Seye de hedef alındı. Yaptırımlar, söz konusu kişilerin ABD'deki mal varlıklarının dondurulmasını ve ABD vatandaşlarıyla mali işlem yapmalarının engellenmesini öngörüyor. Washington, bu adımı 'ICC'nin Amerikan personeline ve müttefiklerine yönelik haksız soruşturmalarına' karşı bir önlem olarak savunuyor. Ancak uluslararası hukuk çevreleri, bu yaptırımların ICC'nin bağımsızlığına yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı olduğunu vurguluyor.
Tomoko Akane, Japonya'nın ilk kadın ICC başkanı olarak Mart 2024'te göreve gelmişti. Kariyeri boyunca uluslararası ceza hukuku alanında önemli çalışmalara imza atan Akane, daha önce de Çin'in Uygur politikalarına ilişkin eleştirileriyle biliniyordu. Onun başkanlığı, ICC'nin küresel güçler karşısında duruşunu sertleştirdiği bir döneme denk geldi. İsrail dosyası, mahkemenin en tartışmalı ve siyasi açıdan en yüklü davalarından biri olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Hukukun Geleceği
ABD'nin ICC'ye yönelik yaptırımları uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptırımları 'kabul edilemez' olarak nitelendirerek, 'ICC, uluslararası suçlarla mücadelede kilit bir role sahiptir ve bu tür baskılar, adaletin tecellisini engellemeye yöneliktir' dedi. Benzer açıklamalar Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinden de geldi. Öte yandan, ABD'nin bu hamlesi, Çin ve Rusya gibi ülkelerin ICC'ye yönelik geleneksel eleştirileriyle de örtüşüyor. Moskova, daha önce ICC'nin benzer yaptırımlarına maruz kalmış ve mahkemeyi 'bağımsız olmamakla' suçlamıştı.
Uzmanlar, ABD'nin bu yaptırım kararının, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği açısından ciddi bir gerilemeye işaret ettiğini belirtiyor. ICC, kurulduğu 2002 yılından bu yana, savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçlarla mücadelede merkezi bir rol üstlendi. Ancak ABD, Çin, Rusya ve İsrail gibi ülkeler mahkemenin yetkisini tanımıyor. Bu durum, ICC'nin etkinliğini sınırlayan en önemli faktörlerden biri olarak görülüyor. Özellikle Netanyahu kararı, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği nedeniyle Washington ile Lahey arasındaki gerilimi daha da artırdı.
Öte yandan, uluslararası insan hakları örgütleri, yaptırımların ICC'nin çalışmalarını engellemeye yönelik bir sindirme politikası olduğunu ifade ediyor. Human Rights Watch, yaptığı yazılı açıklamada, 'ABD'nin bu adımı, uluslararası suçların faillerinin adalet önüne çıkarılmasını engellemeye yönelik tehlikeli bir emsal teşkil ediyor' değerlendirmesinde bulundu. Uluslararası Af Örgütü de benzer bir endişeyi dile getirerek, yaptırımların derhal kaldırılması çağrısı yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası hukuka ve adalet mekanizmalarına bakışını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, geçmişte ICC'ye üye olmamakla birlikte, uluslararası hukukun üstünlüğüne vurgu yapan bir dış politika izliyor. Özellikle Gazze'deki insani kriz karşısında Türkiye, savaş suçlarının soruşturulmasını destekleyen açıklamalar yapmıştı. Bu bağlamda, ABD'nin ICC'ye yaptırım uygulaması, Türkiye'nin 'adaletin evrensel olduğu' yönündeki tezlerini güçlendiren bir argüman olarak kullanılabilir. Ancak Türkiye'nin ICC ile ilişkileri mesafeli; Ankara, mahkemenin yetkisini tanımıyor ve kendi yargı sisteminin uluslararası standartlara uygun olduğunu savunuyor. Yine de, bu tür yaptırımların uluslararası hukukun meşruiyetini zayıflattığı ve küresel istikrarsızlığı artırdığı yorumu, Türk dış politikasında da karşılık buluyor.