Yemen'de yaklaşık dört yıl süren görece sakin dönemin ardından, İran destekli Husiler ile uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti ve destekçisi Suudi Arabistan arasındaki savaş yeniden alevlendi. Suudi liderliğindeki koalisyon, 12 Ekim'de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla Husilere karşı tam kapsamlı bir askeri harekat başlattığını duyurdu. Bu gelişme, bölgede uzun süredir beklenen çatışmanın yeniden tırmanması olarak yorumlanıyor ve Husilerin neden bu kadar zorlu bir rakip olduğu sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Çatışmanın Arka Planı
Yemen'deki iç savaş, 2014 yılında Husilerin başkent Sana'a'yı ele geçirmesiyle başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015 yılında Husilere karşı askeri müdahale başlattı. Ancak yıllar süren çatışmalara rağmen Husiler, ülkenin kuzeyindeki kontrolünü büyük ölçüde korudu. 2022'de BM aracılığıyla varılan ateşkes, kırılgan bir şekilde sürdürülüyordu. Ancak son dönemde artan ihlaller ve bölgesel gerilimler, ateşkesin çökmesine yol açtı. Suudi koalisyonunun yeni harekatı, Husilerin stratejik önemini ve direnç kapasitesini bir kez daha ortaya koyuyor.
Husiler, sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal olarak da Yemen'in kuzeyinde derin köklere sahip. Zeydi Şii mezhebine mensup olan grup, uzun yıllardır marjinalleştirildiklerini savunarak merkezi hükümete karşı ayaklandı. İran'ın askeri ve mali desteği, Husilerin direncini artıran önemli bir faktör. Buna ek olarak, Husilerin dağlık arazideki hakimiyeti ve gerilla taktikleri, konvansiyonel ordular için onları yenilmesi zor bir hedef haline getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit ediyor. Bu durum, sadece bölgesel değil, küresel ekonomik güvenlik açısından da endişe yaratıyor. Suudi Arabistan ve müttefikleri, Husilerin İran'la olan bağlantısını vurgulayarak, çatışmayı vekalet savaşı olarak nitelendiriyor. ABD ve İngiltere, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarına karşı koalisyon güçlerine destek veriyor. Ancak bu desteğe rağmen, Husilerin askeri kapasitesi henüz tam olarak kırılamadı.
Uzmanlar, Husilerin yenilmesinin zorluğunu birkaç nedene bağlıyor: İran'ın sürekli desteği, yerel halk nezdindeki meşruiyet algısı, coğrafi avantajlar ve esnek gerilla savaşı taktikleri. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz ve açlık, Husilerin propaganda aracı olarak kullandığı bir unsur. Suudi koalisyonunun hava saldırıları ise sivil kayıpları artırarak Husilerin elini güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın yeniden tırmanması, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Suudi Arabistan ve İran arasındaki denge politikası yürütürken, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları Türk deniz ticaretini ve enerji güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve diplomatik çözüm çağrılarını güçlendiriyor. Türkiye, Yemen'de siyasi çözüm için BM çabalarını desteklerken, Suudi Arabistan ile ilişkilerini de korumaya çalışıyor. Bu denge, önümüzdeki dönemde Türk dış politikasının önceliklerinden biri olacak.