Yemen'in güneybatısındaki Taiz kentinde hükümet yanlısı güçler ile İran destekli Husiler arasındaki çatışmalar son günlerde şiddetlenerek yeni bir yerinden edilme dalgasını tetikledi. Birleşmiş Milletler ve yerel yetkililer, binlerce sivilin evlerini terk etmek zorunda kaldığını, Kızıldeniz kıyısına ulaşan hayati yolların ise tehdit altında olduğunu bildiriyor. Taiz, Yemen iç savaşının başladığı 2014'ten bu yana cephe hattında bulunuyor ve ülkenin en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri olarak stratejik önem taşıyor.
Çatışmaların arka planı ve insani kriz
Husiler, 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçirdikten sonra Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun müdahalesiyle çatışmalar genişledi. Taiz, hükümetin son önemli kalelerinden biri olarak yıllardır kuşatma altında. Son haftalarda Husi güçleri, kentin kuzey ve doğu cephelerinde saldırılarını yoğunlaştırdı. Yerel kaynaklara göre, son çatışmalarda en az 50 sivil hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Binlerce aile, kentin güneyindeki daha güvenli bölgelere veya kırsal alanlara kaçtı.
Taiz'den Kızıldeniz kıyısındaki liman kenti Moka'ya uzanan yol, hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelere insani yardım ve ticari mal taşınması için kritik öneme sahip. Husi saldırıları bu güzergahı kesme riski taşıyor. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Taiz'de 2023'ün başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor. Bölgede gıda, su ve tıbbi malzeme sıkıntısı had safhada.
Husiler, son saldırıların Suudi Arabistan'ın ateşkes ihlallerine yanıt olduğunu savunuyor. Yemen hükümeti ise uluslararası toplumu Husilerin saldırılarını durdurmaya çağırıyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, tarafları itidal çağrısı yaparak ateşkes müzakerelerinin yeniden başlaması gerektiğini vurguladı. Ancak sahada şiddet dinmiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Taiz'deki tırmanma, Yemen iç savaşının bölgesel bir vekalet savaşına dönüşme riskini artırıyor. Husiler, İran'ın bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri. Suudi Arabistan ve BAE ise Yemen hükümetini destekliyor. Son aylarda Çin'ın arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan normalleşme anlaşması, Yemen'de ateşkes umutlarını artırmıştı. Ancak Taiz'deki çatışmalar bu süreci sekteye uğratabilir.
Kızıldeniz, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Taiz'deki istikrarsızlık, Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki güvenliği doğrudan etkiliyor. Husilerin deniz saldırıları, uluslararası nakliye şirketlerini alternatif rotalara yönlendirmiş, sigorta maliyetlerini artırmıştı. Taiz'deki çatışmaların yoğunlaşması, Kızıldeniz'deki gerilimi daha da artırabilir ve küresel enerji fiyatlarını olumsuz etkileyebilir.
ABD ve Avrupa ülkeleri, Yemen'deki insani krizi derinleştiren çatışmalardan endişeli. Washington, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarına karşı koalisyon güçleriyle birlikte hareket ediyor. Ancak Taiz'deki kara çatışmaları, uluslararası toplumun çözüm bulma çabalarını zorlaştırıyor. Bölgede insani yardım kuruluşları, artan ihtiyaçlara rağmen yeterli fon bulmakta zorlanıyor.
Uzmanlar, Taiz'deki çatışmaların uzaması halinde Yemen'in kuzeyi ile güneyi arasındaki ayrılığın derinleşebileceği uyarısında bulunuyor. Ülke, dünyanın en kötü insani krizlerinden birini yaşıyor; nüfusun yüzde 80'i yardıma muhtaç durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmaları yakından izliyor. Ankara, Husileri terör örgütü olarak tanımlamasa da Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Taiz'deki istikrarsızlık, Kızıldeniz'deki ticaret yollarının güvenliğini tehdit ederek Türkiye'nin Asya ve Afrika ile ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Yemen'den kaçan sivillerin insani durumu, Türkiye'nin bölgesel insani yardım politikalarını baskı altına alabilir. Türkiye, Yemen'de barışçıl bir çözüm için diplomatik çabalarını sürdürmeli ve Kızıldeniz'deki güvenlik işbirliğine katkı sağlamalıdır.