Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Riyad yönetimine kısa vadede ekonomik ve askeri maliyetler getiriyor. Konuya yakın bir uzman olan Mullman'ın değerlendirmesine göre, saldırılar Suudi Arabistan'ın savunma harcamalarını artırırken, petrol altyapısı ve ekonomik istikrar üzerinde de risk oluşturuyor. Ancak uzun vadeli etkiler konusunda belirsizlik sürüyor.
Arka Plan: Husi Saldırıları ve Suudi Ekonomisi
Yemen'de 2014'ten bu yana devam eden iç savaşta Husiler, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı mücadele ediyor. Suudi Arabistan, Husilerin kontrolündeki bölgeleri hedef alan hava operasyonları düzenlerken, Husiler de zaman zaman Suudi topraklarına füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları gerçekleştiriyor. Bu saldırılar özellikle Suudi Arabistan'ın güney bölgelerindeki sivil yerleşimleri, askeri tesisleri ve petrol altyapısını hedef alabiliyor.
Mullman'a göre, Husilerin son dönemdeki saldırıları Suudi Arabistan'ın hava savunma sistemlerini ve askeri hazırlık seviyesini sürekli yüksek tutmasını gerektiriyor. Bu durum, savunma bütçesine ek yük getiriyor. Suudi Arabistan dünyanın en büyük silah ithalatçılarından biri ve savunma harcamaları gayri safi yurtiçi hasılanın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Saldırıların sürmesi, bu harcamaların daha da artmasına yol açabilir.
Ayrıca, petrol tesislerine yönelik olası saldırılar Suudi Arabistan'ın petrol üretimini ve ihracatını sekteye uğratma riski taşıyor. 2019'da Abqaiq ve Khurais tesislerine yapılan saldırılar, küresel petrol arzında geçici bir kesintiye neden olmuş ve fiyatları yükseltmişti. Benzer bir saldırı, Suudi Arabistan'ın ekonomik istikrarını ve küresel petrol piyasalarını olumsuz etkileyebilir. Mullman, bu tür saldırıların Suudi Arabistan'ın kredi notu ve yatırımcı güveni üzerinde de baskı oluşturabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husi saldırıları yalnızca Suudi Arabistan'ı değil, bölgesel ve küresel aktörleri de ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, ABD ve diğer Batılı ülkelerle yakın savunma işbirliği yapıyor. Husiler ise İran tarafından desteklenmekle suçlanıyor. Bu durum, Yemen savaşını vekalet savaşına dönüştürerek bölgesel gerilimi artırıyor. Saldırılar, Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarını da tehdit edebilir; Husi liderleri daha önce Kızıldeniz'deki gemilere saldırı düzenleyebileceklerini açıklamıştı.
Küresel petrol piyasası, Suudi Arabistan'daki istikrarsızlığa karşı hassas. Herhangi bir arz kesintisi, petrol fiyatlarında dalgalanmaya yol açabilir ve küresel enflasyonu körükleyebilir. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın savunma harcamalarındaki artış, bütçe açığını derinleştirerek ülkenin ekonomik reform programını (Vision 2030) olumsuz etkileyebilir. Mullman, saldırıların Suudi Arabistan'ın ekonomik çeşitlendirme çabalarını yavaşlatabileceğini, çünkü kaynakların savunmaya yönlendirilmesinin diğer yatırımları kısıtlayabileceğini ifade ediyor.
Öte yandan, Husilerin saldırılarındaki artış, Suudi Arabistan'ın Yemen politikasını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Riyad, Yemen'deki savaşın maliyetini ve risklerini değerlendirerek müzakere yolunu arayabilir. Ancak şu an için taraflar arasında kalıcı bir ateşkes sağlanmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husi saldırılarının Suudi Arabistan'a getirdiği maliyetler, Türkiye'yi dolaylı yollardan etkileyebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor; özellikle inşaat, turizm ve savunma sanayii alanlarında işbirliği potansiyeli bulunuyor. Suudi Arabistan'ın ekonomik istikrarındaki bir bozulma, bu işbirliklerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, bölgesel gerilimin artması, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve Kızıldeniz'deki ticaret yollarının güvenliği açısından risk oluşturur. Türkiye, Yemen'deki krize siyasi çözüm bulunması için diplomatik çabalarını sürdürebilir. Ancak doğrudan bir Türkiye karşıtı eylem söz konusu değil; daha çok bölgesel istikrarsızlığın yansımaları izlenmeli.