Kızıldeniz'de Husi milislerinin uluslararası gemilere yönelik saldırıları, bölgesel güvenlik mimarisini yeniden tartışmaya açtı. Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan ve aralarında Pakistan ile Türkiye'nin de bulunduğu "Mekke Paktı" olarak bilinen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin oluşturduğu askeri ittifak, Husi tehdidine karşı harekete geçirilebilir mi? Uzmanlar, böyle bir adımın Suudi Arabistan'ın resmi talebine bağlı olduğunu, ancak Yemen savaşına doğrudan müdahalenin düşük olasılık taşıdığını belirtiyor.
Mekke Paktı Nedir, Hangi Ülkeleri Kapsıyor?
Mekke Paktı, resmi adıyla "İslam Askeri Karşı Terörizm Koalisyonu", 2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğünde, 34 İslam ülkesinin katılımıyla kuruldu. Amacı, terörle mücadele ve bölgesel güvenliği sağlamak olarak açıklandı. Koalisyonun operasyonel merkezi Riyad'da bulunuyor. Pakistan, Türkiye, Mısır, Körfez ülkeleri ve bazı Afrika ülkeleri ittifakın içinde yer alıyor. Ancak bugüne kadar koalisyon, somut bir askeri operasyonda yer almadı; daha çok ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı kaldı.
Husi saldırıları, özellikle 2023 sonundan itibaren Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik artan tehditler, bu koalisyonun işlevselliğini yeniden gündeme getirdi. Husiler, İsrail'e destek veren ülkelerin gemilerini hedef aldıklarını açıklamış, ABD ve İngiltere liderliğindeki koalisyon da Husi hedeflerine hava saldırıları düzenlemişti. Suudi Arabistan ise doğrudan çatışmaya girmekten kaçınıyor.
Pakistan ve Türkiye'nin Tutumu: Şartlı Destek
Pakistan ve Türkiye, Mekke Paktı çerçevesinde Suudi Arabistan'a destek verebileceklerini, ancak bunun için Riyad'dan resmi bir talep gelmesi gerektiğini belirtiyor. Her iki ülke de Yemen savaşının tarafı olmaktan uzak duruyor. Türkiye, Husileri terör örgütü olarak tanımlamakla birlikte, Yemen'deki iç savaşa asker göndermeye sıcak bakmıyor. Pakistan ise Suudi Arabistan ile yakın askeri ilişkilerine rağmen, Yemen'deki mezhep temelli çatışmada Sünni koalisyonun yanında yer almayı iç kamuoyunda tartışmalı buluyor.
Uzmanlara göre, olası bir Mekke Paktı müdahalesi, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının Suudi topraklarını doğrudan hedef alması veya Suudi Arabistan'ın resmi daveti üzerine gerçekleşebilir. Ancak şu aşamada böyle bir adım için askeri, siyasi ve diplomatik koşulların olgunlaşmadığı değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Kızıldeniz, küresel ticaretin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husi saldırıları nedeniyle birçok denizcilik şirketi rotasını Ümit Burnu'na kaydırdı; bu da nakliye maliyetlerini ve teslimat sürelerini artırdı. ABD ve İngiltere, Husilere karşı "Refah Muhafızı" Operasyonu'nu başlattı. Ancak bölgesel aktörlerin çoğu, doğrudan askeri angajmandan kaçınıyor.
İran'ın Husilere verdiği destek, çatışmayı vekalet savaşına dönüştürüyor. Suudi Arabistan, İran ile 2023'te Çin arabuluculuğuyla varılan normalleşme anlaşmasını bozmak istemiyor. Bu nedenle Riyad, Husilere karşı askeri bir koalisyonu değil, diplomatik çözümü önceliyor. Mekke Paktı'nın devreye girmesi, bölgede yeni bir cephe açabilir ve İran-Suudi gerilimini yeniden tırmandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mekke Paktı içinde yer almakla birlikte Yemen savaşına asker göndermeye mesafeli. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya'ya uzanan ticaret yollarını doğrudan etkiliyor; Süveyş Kanalı alternatifinde yaşanan aksamalar Türk ihracatçısını zorluyor. Ankara, İran ile Suudi Arabistan arasında dengeli bir politika izleyerek, bölgesel gerilimin tırmanmasını istemiyor. Olası bir Mekke Paktı operasyonu, Türkiye'yi İran ile karşı karşıya getirebilir ve Körfez'deki ekonomik çıkarlarını riske atabilir. Bu nedenle Türkiye, askeri değil diplomatik çözümleri destekleyeceği mesajını veriyor.