Yemen'de İran destekli Husiler, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun desteklediği Yemen hükümet güçlerinin elindeki Marib ve Taiz kentlerine doğru ilerleyişini sürdürüyor. Ülkenin kuzeyinde ve orta kesimlerinde yoğunlaşan çatışmalar, son haftalarda şiddetini artırmış durumda. Husilerin Marib'e yönelik saldırıları, Yemen hükümeti ve Suudi koalisyon güçleri için kritik önem taşıyan bir enerji ve stratejik merkez olan bu kenti hedef alıyor. Taiz'de ise yıllardır süren kuşatma ve cephe hattı çatışmaları yeniden alevlenmiş durumda.
Marib ve Taiz: Stratejik öneme sahip cepheler
Marib, Yemen'in kuzeydoğusunda yer alan ve ülkenin en önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine ev sahipliği yapan bir kent. Aynı zamanda Suudi Arabistan destekli Yemen hükümetinin son büyük kalesi konumunda. Husilerin buraya yönelik ilerleyişi, 2015'ten bu yana süren iç savaşın seyrini değiştirebilecek nitelikte. Marib'in düşmesi durumunda Husiler, Yemen'in kuzeyinin tamamına hâkim olacak ve Suudi Arabistan sınırına daha da yaklaşacak.
Taiz ise ülkenin güneybatısında, Aden'e giden stratejik yol üzerinde bulunuyor. Husi kuşatması altındaki Taiz'de hükümet güçleri ve direnişçiler, yıllardır zorlu koşullarda mücadele ediyor. Son dönemde Husi saldırıları burada da yoğunlaşmış durumda. Taiz'in kontrolü, hem kuzey-güney bağlantısı hem de insani yardım koridorları açısından büyük önem taşıyor.
Çatışmaların bölgesel ve küresel boyutu
Yemen'deki çatışmalar, uzun süredir bölgesel bir vekâlet savaşı olarak görülüyor. Bir tarafta İran'ın desteklediği Husiler, diğer tarafta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği Yemen hükümeti ve koalisyon güçleri yer alıyor. ABD, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler ise Suudi koalisyonuna lojistik ve istihbarat desteği sağlıyor. Son aylarda Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel ticareti ve deniz güvenliğini tehdit eder hale geldi. Bu durum, ABD ve İngiltere'nin Husi hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenlemesine yol açtı.
Birleşmiş Milletler, Yemen'deki insani krizi dünyanın en büyük insani felaketlerinden biri olarak tanımlıyor. Ülke nüfusunun büyük bir kısmı insani yardıma muhtaç durumda. Çatışmaların yoğunlaşması, yardım kuruluşlarının erişimini zorlaştırıyor ve sivil kayıpları artırıyor. BM ve uluslararası toplum, taraflara ateşkes çağrısı yapıyor ancak şu ana kadar kalıcı bir barış sağlanamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmalarda doğrudan taraf olmasa da, bölgesel istikrar ve deniz güvenliği açısından gelişmeleri yakından takip ediyor. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan küresel ticaretin yanı sıra Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya yönelik deniz ticaret yollarını da olumsuz etkiliyor. Ayrıca Yemen'deki istikrarsızlık, Arap Yarımadası'ndaki güç dengelerini değiştirerek Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle ilişkilerini dolaylı yönden etkileyebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile son dönemde normalleşme adımları atarken, İran'ın bölgedeki etkisinin artması Ankara'nın stratejik hesaplarını zorlaştırabilir. Bu nedenle Türkiye, ateşkes ve siyasi çözüm çağrılarını desteklemeye devam ediyor.