Yemen'de İran destekli Husilerin düzenlediği füze ve insansız hava aracı (drone) saldırıları, hükümet güçlerinden en az 30 askerin ölümüne yol açtı. Saldırılar, ülkenin kuzeyindeki Marib kentinde ve doğusundaki petrol zengini Şabva ilinde gerçekleşti. Yetkililer, ölü sayısının artabileceğini belirtirken, Husilerin son haftalarda askeri operasyonlarını yoğunlaştırdığı gözlemleniyor. Bu saldırılar, Yemen'de yıllardır süren iç savaşın kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
Yemen'de 2014 yılında başlayan iç savaş, Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesiyle hükümetin güneye kaçmasına neden olmuştu. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'ten bu yana hükümet güçlerine hava ve kara desteği sağlıyor. Ancak son dönemde Husiler, balistik füzeler ve kamikaze dronlarla hükümet güçlerinin savunma hatlarını hedef alarak ilerlemeye çalışıyor.
Marib, hükümetin kontrolündeki son büyük kuzey kenti olarak stratejik öneme sahip. Kent, doğal gaz kaynaklarına ev sahipliği yapıyor ve Suudi Arabistan'a uzanan boru hatlarına yakın. Husilerin bu kenti ele geçirmesi, hükümetin elindeki son ekonomik kaynakları da tehdit edebilir. Şabva ise ülkenin en büyük petrol üretim bölgelerinden biri ve önceki çatışmalarda da sıkça hedef alınmıştı.
Son saldırıda, Husilerin balistik füze fırlattığı ve birden fazla drone kullandığı bildirildi. Hükümet kaynakları, saldırıların bir eş zamanlı operasyon olarak planlandığını ve askeri üslerin yanı sıra konvoyları hedef aldığını doğruladı. Ölenler arasında üst düzey subayların da bulunduğu, bazı kaynaklarca aktarıldı. Husiler ise saldırıların bir parçası olarak 'koalisyon güçlerine ait askeri araçların imha edildiğini' duyurdu.
Bölgesel veya küresel boyut
Yemen'deki çatışma, sadece ülke sınırları içinde kalmıyor; bölgesel güç mücadelesinin bir yansıması olarak görülüyor. İran'ın Husi isyancılara askeri ve teknik destek sağladığı biliniyor. ABD ve Suudi Arabistan ise hükümeti destekliyor. Bu nedenle, Husilerin saldırıları bölgede tansiyonu artırıyor.
Son dönemde Suudi Arabistan'ın Yemen'deki angajmanını azaltma çabaları, hükümet güçlerini savunmasız bırakabilir. Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda yürütülen ateşkes görüşmeleri, Nisan 2022'de kısmi bir ateşkesle sonuçlanmış ancak tam bir barış sağlanamamıştı. Husilerin saldırıları, bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Uluslararası toplum, Yemen'de insani krizin derinleştiğine dikkat çekiyor. Dünya Gıda Programı verilerine göre, nüfusun yarısından fazlası akut gıda güvensizliği yaşıyor. Çatışmaların artması, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve temel hizmetlerin çökmesine yol açıyor. Bu durum, bölge ülkeleri için de istikrarsızlık riski oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmaların Türkiye'ye doğrudan bir etkisi olmasa da, bölgesel istikrarsızlık Türkiye için önemli bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Yemen, Kızıldeniz'in güney girişinde yer alıyor; bu bölge, Süveyş Kanalı'na ulaşan ticaret yolları için kritik. Türkiye, bu deniz yolunun güvenliğine bağımlı bir ekonomiye sahip. Ayrıca, İran'ın Yemen'deki nüfuzu artması, Türkiye'nin Katar ve Irak'taki politikalarıyla doğrudan bağlantılı olan bölgesel güç dengesini etkileyebilir. Türkiye, BM nezdinde yapıcı bir rol üstlenmeye çalışsa da, krizin derinleşmesi göç akımlarını tetikleyebilir. Bu nedenle, çatışmanın bir an önce sona ermesi Türkiye'nin çıkarınadır.