İran ve Umman arasındaki Hürmüz Boğazı'nda normal gemi trafiğinin yeniden sağlanması, askıya alınmış petrol ve doğalgaz üretiminin yol açtığı yapısal sorunlar nedeniyle beklenenden zor olacak. Analistlere göre, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin azalmasına rağmen, üretim kapasitelerinin eski seviyelere çıkarılması yıllar alabilir. Bu durum, küresel enerji piyasalarında fiyat dalgalanmalarına ve arz güvenliği endişelerine neden olmaya devam ediyor.
Gelişmenin arka planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Son yıllarda İran'ın uluslararası yaptırımlar altında petrol üretimini azaltması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üreticilerin de gönüllü kesintileri, boğazdan geçen günlük petrol hacmini önemli ölçüde düşürdü. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2019'da günlük 20 milyon varili aşan geçişler, 2024'te 15 milyon varilin altına geriledi. Üretimdeki durgunluk, sadece İran için değil, tüm Körfez ülkeleri için geçerli. Suudi Arabistan'ın günlük 12 milyon varil kapasitesine rağmen üretimi 9 milyon varil civarında seyrediyor. Irak ve Kuveyt de benzer şekilde tam kapasite çalışamıyor.
Yatırım eksikliği, teknik aksaklıklar ve bazı altyapıların bakım ihtiyacı, üretim artışını sınırlayan diğer faktörler. Buna ek olarak, İran'ın nükleer programı nedeniyle uygulanan yaptırımlar, ülkenin petrol ihracatını doğrudan etkiliyor. İran resmi olarak günlük 3,8 milyon varil üretim kapasitesine sahip olsa da, fiili üretim 2,5 milyon varilin altında. Uzmanlar, yaptırımların tamamen kaldırılması halinde bile üretimi artırmanın en az iki yıl alacağını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz'den geçen trafiğin normale dönmesi, küresel enerji piyasalarının istikrarı açısından kritik. Petrol fiyatları halen varil başına 80 dolar civarında seyrediyor ve herhangi bir arz kesintisi fiyatları hızla yukarı çekebilir. Çin ve Hindistan gibi büyük alıcılar, İran petrolüne alternatif olarak Rusya ve Afrika kaynaklarına yönelmiş durumda. Bu da İran'ın pazar payını geri kazanmasını zorlaştırıyor. Diğer yandan, Suudi Arabistan ve BAE, OPEC+ çerçevesinde üretim kısıtlamalarını sürdürüyor. Kısıtlamaların kaldırılması durumunda ise piyasaya ek arz girecek, ancak bu kısa vadede fiyatları düşürebilir. Bölgesel gerilimlerin azalması, Yemen'deki ateşkes, Suudi-İran normalleşmesi gibi adımlar olumlu sinyaller verse de, yapısal üretim sorunları çözülmeden normal trafikten söz etmek güç. Ayrıca, Hürmüz'de geçmişte yaşanan tanker saldırıları ve mayın tehdidi, sigorta primlerini yüksek tutuyor. Deniz güvenliği konusunda uluslararası koalisyonlar varlığını sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Türkiye'nin ham petrol ithalatının önemli bir kısmı Irak ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinden geliyor ve bu ticaretin büyük bölümü Hürmüz üzerinden yapılıyor. Boğazdaki herhangi bir aksama, Türkiye'de akaryakıt fiyatlarını artırabilir ve enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin rafinerileri ve petrokimya tesisleri, Orta Doğu ham petrolüne bağımlı. Bu nedenle, bölgede üretimin normale dönmesi ve güvenli geçişin sağlanması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürmesi ve cari açığını azaltması açısından hayati önem taşıyor. Bununla birlikte, Türkiye'nin İran'la enerji işbirliği ve İran doğalgazına olan bağımlılığı da düşünüldüğünde, Tahran'ın üretim artışı sağlaması Ankara için ayrıca olumlu olacaktır.