İran ile aylardır süren savaşa rağmen Körfez'deki petrol ve doğalgaz ihracatçıları, Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyatlarını yeniden artırmayı başardı. Basra Körfezi'ndeki Liman kentlerinden çıkan tanker trafiği, son haftalarda sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşımacılığındaki hareketlenmeyle birlikte yeniden canlandı. Ancak boğazı geçmek hala ciddi riskler taşıyor ve bazı alıcılar sözleşmeli kargolarına ulaşamıyor.
Hürmüz'de artan trafik ve süregelen riskler
Dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri, İran ile Umman arasındaki Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen tanker sayısı keskin bir düşüş göstermiş, sigorta maliyetleri fırlamıştı. Son haftalarda ise özellikle Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden çıkan LNG tankerlerinin bölgeye dönmesiyle deniz trafiğinde kısmi bir toparlanma yaşanıyor.
Buna karşın Hürmüz'ü geçen gemiler hala büyük risk altında. İran'a ait hızlı botların ve deniz mayınlarının varlığı, sigorta şirketlerini yüksek primler uygulamaya zorluyor. Bazı armatörler, gece geçişlerinden kaçınarak alternatif rotaları veya daha uzun süreli beklemeleri tercih ediyor. Bu durum, sevkiyat maliyetlerini tarihsel zirvelere taşımış durumda.
Eksik teslimatlar ve müşteri memnuniyetsizliği
Savaşın başlangıcından bu yana Asya ve Avrupa'daki bazı alıcılar, sözleşmelerinde belirtilen petrol ve LNG kargolarını zamanında teslim alamadı. Özellikle Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi büyük ithalatçılar, Körfez kaynaklı arzda yaşanan kesintiler nedeniyle alternatif tedarikçilere yönelmek zorunda kaldı. ABD'nin artan kaya gazı ihracatı ve Batı Afrika'dan yapılan sevkiyatlar bu boşluğu kısmen doldursa da, Körfez'in ağır petrol ve LNG kalitesini ikame etmek her zaman mümkün olmuyor.
Katar, dünyanın en büyük LNG üreticisi olarak, savaşa rağmen müşterilerine düzenli teslimat yapma taahhüdünü sürdürüyor. Ancak Doha yönetimi, artan sigorta ve lojistik maliyetlerini fiyatlara yansıtmak durumunda kalıyor. Bu da özellikle Avrupa'daki enerji fiyatlarını yukarı çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Orta Doğu'da yaşanan bu gelişmeler, küresel enerji güvenliği açısından kritik bir sınav niteliğinde. Hürmüz'deki istikrarsızlık, yalnızca bölge ekonomilerini değil, dünya genelinde enflasyon ve büyüme beklentilerini de doğrudan etkiliyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), üye ülkelerin stratejik petrol stoklarını gözden geçirmeye çağırdı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), boğazda seyrüsefer serbestisini korumak için ek deniz unsurları konuşlandırdığını duyurdu.
Öte yandan, İran'ın Hürmüz'ü kapatma tehdidi, savaşın ilk günlerinden bu yana masada. Tahran yönetimi, zaman zaman boğazı kapatabileceği yönünde açıklamalar yapıyor. Ancak böyle bir adımın İran'ın kendi petrol ihracatını da felç edeceği ve Çin başta olmak üzere müttefiklerini zor durumda bırakacağı biliniyor. Bu nedenle Tahran, doğrudan bir kapatma yerine seçici müdahalelerle deniz trafiğini yavaşlatmayı tercih ediyor.
Küresel piyasalar açısından bakıldığında, Brent petrol fiyatları savaşın başındaki panik seviyelerinden geri çekilmiş olsa da, Hürmüz'deki her yeni gerilim haberi fiyatlarda ani dalgalanmalara yol açıyor. LNG piyasasında ise özellikle kış aylarına girerken Avrupa'daki stok seviyeleri kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz'deki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. İran'dan yapılan doğalgaz ithalatı ve Körfez kaynaklı petrol ürünleri, Türkiye'nin enerji güvenliğinde önemli bir yer tutuyor. Hürmüz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji faturasını artırırken, alternatif tedarik yolları arayışını da hızlandırıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervlerini ve TürkAkım gibi projeleri öne çıkararak enerji koridorlarını çeşitlendirme stratejisini sürdürüyor. Ayrıca, bölgede artan gerilim, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir.