Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan stratejik Hürmüz Boğazı, ABD ile İran arasında tırmanan askeri gerilim nedeniyle bir hafta içinde neredeyse felç oldu. Uluslararası deniz trafiği verilerine göre, bölgeden geçen petrol tankeri ve ticari gemi sayısı geçen haftaya kıyasla yüzde 40 oranında azaldı. Bunun temel nedeni, ABD Donanması'nın İran Devrim Muhafızları'na ait sürat teknelerine yönelik artan devriye operasyonları ve İran'ın Boğaz'ın dar noktalarında mayın döşeme ve gemi alıkoyma saldırıları olarak belirtiliyor. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu hayati su yolunda yaşanan kriz, ham petrol fiyatlarını varil başına 95 doların üzerine taşıyarak küresel enflasyon endişelerini yeniden alevlendirdi. Uzmanlar, mevcut tıkanıklığın 2019'daki benzer krizden çok daha derin olduğunu ve İran'ın bu kez daha kapsamlı bir asimetrik savaş stratejisi izlediğini vurguluyor.
Boğaz'da Savaş Oyunları: ABD ve İran'ın Karşılıklı Adımları
Olayların fitilini ateşleyen gelişme, 10 gün önce ABD Donanması'na ait bir destroyerin İran'a ait üç sürat teknesini 'uyarı ateşi' ile durdurması oldu. Tahran yönetimi bu müdahaleyi 'uluslararası sularda korsanlık' olarak nitelendirirken, misilleme olarak ertesi gün Birleşik Arap Emirlikleri bayraklı bir tankere el koydu. Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), son 72 saat içinde Boğaz'ın en dar noktası olan 33 kilometrelik geçiş koridorunda 6 ayrı taciz olayı rapor etti. İran'ın ayrıca adalar çevresine yeni nesil akıllı mayınlar döşediği ve insansız hava araçları (İHA) ile sürekli gözetleme yaptığı belirtiliyor. Buna karşılık Washington, bölgeye bir uçak gemisi görev grubu daha takviye ederken, Suudi Arabistan ve Bahreyn'deki hava üslerine F-35 savaş uçakları konuşlandırdı.
Tank sahipleri ve sigorta şirketleri, Hürmüz geçişine uygulanan savaş riski primlerini yüzde 500 oranında artırdı. Bu durum, birçok nakliye şirketinin rotasını Ümit Burnu'na çevirmesine veya seferlerini tamamen iptal etmesine neden oldu. Küresel taşımacılık veri analiz şirketi Vortexa'ya göre, geçtiğimiz hafta Boğaz'dan geçen gemi sayısı 120'den 72'ye geriledi. Bu rakam, 2020'deki Kovid-19 krizinde bile görülmemiş bir düşüş. Boğaz'ın kapanması halinde sadece petrol fiyatları değil, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ve konteynır navlun ücretleri de katlanacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Korkusu ve Deniz Güvenliği
Hürmüz krizi, yalnızca enerji piyasalarını değil, aynı zamanda ABD-İran arasındaki nükleer müzakereleri de derinden etkiliyor. İran'ın bu hamlesi, Viyana'da yeniden başlaması planlanan nükleer anlaşma görüşmeleri öncesinde elini güçlendirme çabası olarak yorumlanıyor. Tahran, Boğaz'ın güvenliğini sağlamak karşılığında yaptırımların hafifletilmesini talep edebilir. Öte yandan Çin ve Hindistan gibi petrol ithalatçısı büyük ekonomiler, alternatif tedarik hatları arayışına girdi. Rusya ise bu durumu fırsat bilerek kendi petrol ihracatını artırma sinyali verdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı çağrılarına rağmen henüz ortak bir karar alamadı. Rusya ve Çin'in İran'a yönelik yaptırım önerilerini veto etmesi bekleniyor. Bölgedeki bir diğer kritik aktör olan Suudi Arabistan, kendi petrol akışını güvence altına almak için Kızıldeniz'deki alternatif boru hatlarını devreye sokmaya çalışıyor ancak bu hatların kapasitesi Hürmüz'ün taşıdığı yükün ancak dörtte birini karşılayabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu kriz, Türkiye için çifte risk anlamına geliyor. Birincisi, Türkiye petrol ihtiyacının yüzde 30'unu Irak ve İran'dan sağlıyor; bu petrolün önemli bir kısmı Boğaz'a bağımlı olmasa da, küresel fiyat artışları doğrudan Türkiye'nin ithalat faturasına yansıyor. İkincisi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arayışları ve Libya'daki varlığı, ABD-İran geriliminin bölgesel bir savaşa dönüşmesi halinde Türk donanmasını da etkileyebilecek bir kriz senaryosu oluşturuyor. Ankara'nın, hem İran'la enerji ticareti hem de ABD ile NATO müttefikliği arasında hassas bir denge yürütmesi gerekebilir. Kriz derinleşirse, Türkiye'nin Ceyhan-Bakü boru hattı ve LNG terminalleri gibi alternatif tedarik yollarını acilen devreye sokması kaçınılmaz görünüyor. Bu durum, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefini test eden bir stres sınavı niteliği taşıyor.