Haziran ayında ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptı (MoU) kapsamında Washington, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması karşılığında Tahran'a tavizler vermeyi kabul etti. Nükleer müzakereler ise arka plana itildi. Aradan geçen sürede taraflar arasındaki çıkmaz sürerken, ABD yönetimi nükleer dosyayı yeniden müzakere masasına taşımaya çalışıyor. Bu gelişme, Basra Körfezi'ndeki güç dengelerinin ve küresel enerji güvenliğinin kritik bir dönemece girdiğini gösteriyor.
Hürmüz Boğazı'nda gerilimin arka planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği, küresel enerji güvenliği açısından hayati öneme sahip bir su yolu. İran ile ABD arasında yıllardır süren gerginlik, bu stratejik geçitte zaman zaman sıcak çatışma riskini artırıyor. Haziran ayında imzalanan mutabakat, taraflar arasında kırılgan bir ateşkes sağladı. Anlaşmaya göre ABD, İran'a yönelik bazı yaptırımları hafifletme ve dondurulmuş varlıkların bir kısmını serbest bırakma gibi tavizler verirken, İran da boğazdaki seyrüsefer özgürlüğünü garanti etti. Ancak nükleer programla ilgili maddeler müzakerelerden çıkarıldı; bu durum, anlaşmanın kapsamını daralttı ve İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin belirsizliği artırdı.
ABD yönetimi, boğazdaki istikrarı sağlamanın öncelikli olduğunu ve nükleer konuların daha sonra ele alınabileceğini savunuyordu. Fakat aradan geçen aylarda İran'ın nükleer programını ilerlettiğine dair istihbarat raporları, Washington'ın bu stratejisini yeniden gözden geçirmesine yol açtı. Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdığı ve denetimlere sınırlama getirdiği belirtiliyor. Bu durum, ABD'nin nükleer dosyayı yeniden gündeme taşıma çabasının temel nedeni.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki istikrar, sadece bölge ülkelerini değil, küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Boğazın kapanması veya seyrüseferin aksaması, petrol fiyatlarında ani sıçramalara neden olabilir. Bu nedenle ABD'nin İran ile vardığı mutabakat, başta Çin, Hindistan, Japonya ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok aktör tarafından yakından izleniyor. Öte yandan, İran'ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörleri rahatsız ediyor. İsrail, İran'ın nükleer silah edinme kapasitesine ulaşmasını kırmızı çizgi olarak tanımlıyor ve askeri seçeneği masada tutuyor.
ABD'nin nükleer dosyayı yeniden müzakere masasına taşıma girişimi, aynı zamanda Çin ve Rusya'nın bölgedeki etkisini dengeleme amacı taşıyor. Son yıllarda Çin, İran ile kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzalayarak bölgede ağırlığını artırdı. Rusya ise Suriye ve İran ile askeri işbirliğini derinleştirdi. Washington, nükleer müzakereleri canlandırarak hem İran'ın nükleer kapasitesini sınırlamayı hem de bölgesel müttefiklerine güvence vermeyi hedefliyor. Ancak İran'ın, boğazdaki tavizler karşılığında elde ettiği kazanımları nükleer konularda masaya koymaya ne ölçüde istekli olduğu belirsizliğini koruyor.
Uzmanlar, ABD'nin Hürmüz'de üstünlük sağladığı yönündeki değerlendirmelerin erken olduğunu belirtiyor. Zira İran, boğazdaki seyrüseferi yeniden kesintiye uğratma kapasitesine sahip ve nükleer programını pazarlık kozu olarak kullanmayı sürdürüyor. Müzakerelerin yeniden başlaması halinde, tarafların öncelikli talepleri arasında ciddi farklılıklar bulunuyor. ABD, İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durdurmasını ve denetimlere tam erişim sağlamasını isterken; İran, yaptırımların tamamen kaldırılmasını ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltmasını talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden Türkiye için boğazdaki olası bir kriz, petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükselterek ekonomik baskıyı artırabilir. Ayrıca İran ile ticari ilişkileri bulunan Türkiye, ABD yaptırımlarının gölgesinde denge politikası yürütüyor. Nükleer müzakerelerin yeniden başlaması, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve enerji güvenliği açısından yakından takip etmesi gereken bir süreç. Olası bir anlaşma, İran ile ekonomik işbirliğinin önünü açabileceği gibi, bölgede tansiyonun düşmesine de katkı sağlayabilir.