Human Rights Watch (HRW) İcra Direktörü Philippe Bolopion, FRANCE 24'e verdiği mülakatta Donald Trump yönetiminin 'insan haklarına topyekûn bir saldırı başlattığını' söyledi. Bolopion, ABD'nin Teksas eyaletindeki Fort Bliss Gözaltı Merkezi'ni 'insan hakları felaketi' olarak nitelendirirken, Washington yönetiminin uluslararası insan hakları standartlarını tamamen göz ardı etmeye hazır olduğunu vurguladı. Trump'ın 20 Ocak'ta göreve başlamasından bu yana geçen iki ayda yürütülen politikalara dikkat çeken Bolopion, 'Bu, sadece bir sertlik değil, sistematik bir saldırı. İnsan hakları söylemi tamamen terk edildi' dedi.
Arka Plan: Fort Bliss ve Göçmen Politikası
Bolopion'un özellikle işaret ettiği Fort Bliss tesisi, ABD'nin Meksika sınırında gözaltına alınan göçmenlerin tutulduğu bir merkez olarak biliniyor. HRW raporlarına göre, burada hijyen koşulları 'insanlık dışı', sağlık hizmeti yetersiz ve tutuklular keyfi olarak süresiz alıkonuluyor. 'Aileler birbirinden ayrılıyor, çocuklar annelerinden koparılıyor. Bu, uluslararası hukuka açık bir ihlal' diyen Bolopion, Trump yönetiminin göçmenlik yasalarını daha da sertleştirme planlarının endişe verici olduğunu ifade etti. Trump, seçim kampanyasında vaat ettiği gibi, sınır dışı işlemlerini hızlandırmak ve sığınma başvurularını neredeyse imkânsız hale getirmek için idari kararlar yayınladı. Beyaz Saray, bu politikaların 'yasa dışı göçü durdurmayı' amaçladığını savunuyor.
Bolopion'a göre Trump yönetiminin insan haklarına saldırısı sadece sınırlarla sınırlı değil. ABD'deki yargı bağımsızlığına yönelik tehditler, basın özgürlüğüne müdahale ve azınlık haklarını hedef alan politikalar da bu 'saldırının' parçası. 'Başkan, kendisini eleştiren medyayı düşman ilan ediyor, federal çalışanları sadakat testine tabi tutuyor. Bu, demokratik bir ülkede görülmemiş bir durum' diye ekledi.
Küresel Boyut: ABD'nin Liderlik Rolü Zayıflıyor
Bolopion, Trump yönetiminin uluslararası alanda da insan haklarından vazgeçtiğini belirtti. 'ABD, Ukrayna'ya desteği azaltarak Rusya'ya karşı direnişi zayıflatıyor. Aynı zamanda İsrail'in Gazze'deki eylemlerine koşulsuz destek veriyor. BM ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde insan hakları söylemini terk ediyor' dedi. Trump'ın ilk günlerinde imzaladığı başkanlık kararnameleri arasında, ABD'nin insan haklarıyla ilgili uluslararası anlaşmalardan çekilmesine zemin hazırlayan maddeler de bulunuyor. 'Küresel insan hakları savunucuları için karanlık bir dönem başlıyor. ABD olmadan birçok krizde insan hakları gündemi ilerletilemez' uyarısında bulundu.
HRW direktörü, Avrupa Birliği ve diğer demokratik ülkeleri, ABD'nin bu tutumuna karşı daha güçlü bir duruş sergilemeye çağırdı. 'Trump yönetimi uluslararası normları hiçe sayıyor. Avrupalı liderlerin sesini yükseltmesi gerek. Aksi takdirde, insan hakları evrensel bir değer olmaktan çıkacak ve güç politikasına kurban gidecek' dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump yönetiminin insan hakları politikalarındaki bu radikal dönüş, Türkiye'yi dolaylı da olsa etkileyebilir. ABD'nin NATO müttefiki olarak Türkiye'ye yönelik insan hakları eleştirilerinin azalması, kısa vadede Ankara için diplomatik rahatlama sağlayabilir. Ancak, Trump'ın küresel insan hakları normlarını zayıflatması, uzun vadede Türkiye'nin de aralarında bulunduğu yükselen güçlerin uluslararası sistemdeki insan hakları yükümlülüklerini daha esnek yorumlamasına yol açabilir. Suriye krizi, Doğu Akdeniz gerilimi gibi bölgesel meselelerde insan hakları referanslarının giderek daha az kullanılması, Türk dış politikasının hareket alanını genişletirken, toplumsal mutabakatı zora sokacak bir ahlaki boşluk yaratabilir. Türkiye, bu süreçte AB ve Birleşmiş Milletler gibi kurumlarla insan hakları diyaloğunu koruyarak denge politikasını sürdürmek zorunda kalacaktır.