Londra merkezli iklim ve enerji analiz platformu Carbon Brief'in yayımladığı yeni bir analize göre, küresel fosil yakıt kaynaklı karbon emisyonlarının 2026 yılında yaklaşık yüzde 0,5 oranında azalması bekleniyor. Analiz, bu düşüşün ana nedeni olarak Hürmüz Boğazı'nda yaşanan ve küresel enerji piyasalarını sarsan jeopolitik krizi işaret ediyor. Uzmanlar, söz konusu düşüşün pandemi sonrası dönemde ilk kez kalıcı bir emisyon azalışına işaret edebileceğini vurguluyor.
Hürmüz Krizi ve Enerji Arz Güvenliği
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir deniz yolu. Son aylarda bölgede artan jeopolitik gerilim, tanker trafiğinde aksamalara ve sigorta maliyetlerinin fırlamasına yol açtı. Analize göre, bu durum küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını rekor seviyelere çekerek fosil yakıt tüketimini ekonomik olarak cazip olmaktan çıkardı. Özellikle Asya ve Avrupa'daki büyük ekonomiler, enerji ithalat maliyetlerindeki artış nedeniyle alternatif kaynaklara yönelmek zorunda kaldı.
Carbon Brief'in analizinde, Hürmüz krizi nedeniyle küresel petrol arzının günlük 2-3 milyon varil azaldığı, doğal gaz sevkiyatlarında da benzer bir daralma yaşandığı belirtiliyor. Bu arz şoku, fosil yakıt fiyatlarını tarihsel ortalamaların çok üzerine taşıdı. Analistler, yüksek fiyatların tüketici davranışlarını değiştirdiğini ve sanayide enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırdığını ifade ediyor.
Yenilenebilir Enerji ve Nükleer Enerjiye Yönelim
Fosil yakıt fiyatlarındaki bu keskin artış, hükümetleri ve şirketleri yenilenebilir enerji ile nükleer enerji gibi alternatif kaynaklara yönelmeye itti. Avrupa Birliği, krizin ardından güneş ve rüzgar enerjisi projelerine yönelik sübvansiyonları artırdı. Çin ve Hindistan gibi büyük emisyon üreticileri de kömür ve petrol bağımlılığını azaltmak için acil planlar devreye soktu. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, 2026 yılında küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin yüzde 12 oranında artması bekleniyor; bu, fosil yakıt tüketimindeki düşüşü hızlandıracak.
Analiz, emisyonlardaki düşüşün sadece enerji arzındaki daralmadan değil, aynı zamanda krizin tetiklediği yapısal dönüşümden kaynaklandığını vurguluyor. Örneğin, birçok ülke benzinli ve dizel araçlara yönelik vergileri artırırken, elektrikli araç şarj altyapısına yatırım yapıyor. Sanayi sektöründe ise enerji yoğun üretim süreçleri yerine daha verimli teknolojiler tercih ediliyor.
Küresel Emisyon Trendleri ve İklim Hedefleri
Küresel fosil yakıt emisyonları, 2020'de COVID-19 pandemisi nedeniyle yaklaşık yüzde 6 düşmüş, ancak takip eden yıllarda hızla toparlanarak rekor seviyelere ulaşmıştı. 2023 ve 2024'te emisyonlar artmaya devam etti. Dolayısıyla 2026'daki yüzde 0,5'lik düşüş mütevazı görünse de, kalıcı bir trend değişikliğinin ilk işareti olabilir. Carbon Brief, bu düşüşün 2027 ve sonrasında da devam etmesi halinde Paris Anlaşması hedeflerine ulaşma yolunda önemli bir adım olacağını belirtiyor.
Ancak analiz, düşüşün geçici olabileceği uyarısında da bulunuyor. Hürmüz krizinin çözülmesi ve petrol arzının normale dönmesi halinde, fosil yakıt fiyatlarının düşerek tüketimi yeniden teşvik edebileceği ifade ediliyor. Bu nedenle, emisyon azaltımının kalıcı hale gelmesi için hükümetlerin karbon fiyatlandırması ve yeşil teşvikler gibi politikalarla desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 70'ini ithal fosil yakıtlardan karşılayan bir ülke olarak Hürmüz krizinden doğrudan etkileniyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış, cari açığı ve enflasyonu yukarı yönlü baskılıyor. Öte yandan, kriz Türkiye'nin yenilenebilir enerji ve nükleer enerji yatırımlarını hızlandırması için bir fırsat sunuyor. Akkuyu Nükleer Santrali'nin devreye girmesi ve güneş-rüzgar kapasitesinin artırılması, uzun vadede emisyonları düşürürken enerji güvenliğini de güçlendirebilir. Ancak kısa vadede, yüksek enerji maliyetleri ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, krizin yarattığı jeopolitik riskleri yönetmek için bölgesel enerji işbirliklerini (örneğin Doğu Akdeniz gazı) ve enerji verimliliği politikalarını önceliklendirmesi gerekiyor.