Hong Konglu Tsang Wai-bong ve Kwan Pui-sin çifti, kızlarının yasal velayetinin İsveç'te bir koruyucu aileye kalıcı olarak devredilmesi planına karşı Birleşmiş Milletler'e (BM) resmi şikayette bulundu. Çift, İsveç makamlarının kızlarını kendilerinden ayırma girişiminin uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı olduğunu öne sürdü. Tsang ve Kwan, 18 Şubat 2025 Salı günü yaptıkları açıklamada, BM İnsan Hakları Konseyi'ne başvurduklarını ve konunun acilen ele alınmasını talep ettiklerini duyurdu. Çift, kızlarının İsveç'te kalmasının aile birliği hakkını ihlal ettiğini savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Tsang ve Kwan çiftinin kızı, 2022 yılında İsveç sosyal hizmetler kurumu tarafından aileden alınarak bir koruyucu aileye yerleştirildi. Hong Konglu çift, İsveç makamlarının başlangıçta geçici olarak planladığı bu uygulamanın kalıcı hale getirilmek istendiğini belirtiyor. İsveç'te çocuk koruma mevzuatı, ebeveynlerin çocuğa yeterli bakımı sağlayamadığı durumlarda devletin müdahale etmesine olanak tanıyor. Ancak Hong Konglu aile, kızlarına yönelik herhangi bir ihmal veya kötü muamele bulunmadığını, İsveçli yetkililerin kültürel farklılıklar nedeniyle aleyhlerinde karar verdiğini iddia ediyor.
Çiftin Hong Kong'daki bir basın toplantısında, kızlarının kendileriyle telefon görüşmesi yapmasının engellendiğini ve dil bariyeri nedeniyle adli süreçte kendilerini ifade edemediklerini aktardı. Tsang, "Kızımızın bizimle bağlantısı kesildi. Onun ne düşündüğünü bilmiyoruz. Sadece İsveç mahkemesinin kararlarına maruz kalıyoruz" dedi. Aile, BM'ye yaptıkları başvuruda, İsveç'in çocuğun aile bağlarını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve ayrımcılık yaptığını öne sürdü.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava, uluslararası velayet ihtilaflarında kültürel ve hukuki farklılıkların nasıl bir kriz yaratabileceğini gözler önüne seriyor. Hong Kong, 1997'den beri Çin'in özel idari bölgesi olmasına rağmen, aile hukuku alanında İngiltere'den miras kalan common law sistemini uyguluyor. İsveç ise çocuk refahına öncelik veren sosyal demokrat bir model benimsemiş durumda. Bu farklılık, iki ülke arasında yetki ve kültürel norm çatışmasına yol açıyor.
BM'ye yapılan başvuru, İsveç'in çocuk koruma politikalarının uluslararası alanda eleştirilmesine neden olabilir. Özellikle göçmen ve yabancı ailelerin çocuklarının velayetinin devlete geçmesi, son yıllarda İsveç'te tartışma konusu olmuştu. 2023'te bir Irak asıllı ailenin çocuğunun velayetinin İsveç'e geçmesi benzer bir krize yol açmış, Irak hükümeti diplomatik girişimde bulunmuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının çocuklarının velayeti konusunda Türkiye için de emsal teşkil edebilecek bir örnek. Türk aileleri, özellikle İsveç, Almanya ve Hollanda gibi çocuk koruma sistemleri güçlü olan ülkelerde benzer durumlarla karşılaşabiliyor. Türkiye'nin konsolosluk ve diplomatik birimlerinin bu tür durumlarda ailelere hukuki destek sağlaması önem kazanıyor. Ayrıca, Lahey Uluslararası Çocuk Kaçırma Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmaların etkin uygulanması, Türk ailelerinin haklarının korunması açısından kritik. Bu gelişme, Türkiye'nin yurtdışındaki vatandaşlarının hukuki sorunlarına daha proaktif yaklaşması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.