Hong Kong, 30 Haziran 1997'yi 1 Temmuz'a bağlayan gece yarısı itibarıyla resmen yeni bir döneme adım attı. Birleşik Krallık'ın 156 yıllık sömürge yönetiminin sona ermesiyle birlikte, şehir Çin Halk Cumhuriyeti egemenliğine geçti. Devir teslim töreni, dönemin Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'in en güçlü müdahale etmeme taahhüdüyle tarihe geçti. Yeni yönetim, Hong Kong'un ilk Çinli Baş Yöneticisi Tung Chee-hwa liderliğinde yemin ederek göreve başlarken, son İngiliz Vali Chris Patten gözyaşlarıyla veda etti. Bu geçiş, 'bir ülke, iki sistem' prensibinin uygulanacağı tarihi bir deneyin başlangıcı oldu.
Gelişmenin arka planı
Hong Kong'un devri, 1984 yılında imzalanan Çin-İngiltere Ortak Deklarasyonu ile karara bağlanmıştı. 1997 yılına kadar geçen sürede, şehrin geleceği konusunda yoğun müzakereler yapıldı. İngiltere'nin son Valisi Chris Patten, 1992'de göreve geldikten sonra Hong Kong'da demokratik reformları teşvik ederek Pekin'le gerilim yaşamıştı. Devir teslim gecesinde Patten'in ailesiyle birlikte Royal Yacht Britannia ile Hong Kong'dan ayrılması, sömürge döneminin sembolik sonu oldu.
Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin, törende yaptığı konuşmada Hong Kong'a yüksek derecede özerklik verileceğini ve merkezi hükümetin günlük işlere karışmayacağını vurguladı. 'Bir ülke, iki sistem' prensibi kapsamında Hong Kong'un kendi hukuk sistemi, serbest piyasa ekonomisi ve yaşam tarzını koruyacağı belirtildi. Tung Chee-hwa ise yemin töreninde hukukun üstünlüğü ve istikrar vurgusu yaparak, yeni dönemin başarılı olacağına dair güvence verdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Hong Kong'un devri, Soğuk Savaş sonrası dönemde Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengelerini yeniden şekillendirdi. Çin'in artan ekonomik ve siyasi nüfuzu, bölge ülkeleri tarafından dikkatle izlenirken, Hong Kong'un uluslararası finans merkezi olarak statüsü korunmaya çalışıldı. Batılı ülkeler, Çin'in özerklik vaatlerine ne kadar sadık kalacağını sorgularken, Pekin yönetimi şehrin başarısının kendi meşruiyeti için kritik olduğunu biliyordu.
Bugün 2025 yılından geriye bakıldığında, Hong Kong'un 1997 sonrası dönemi, özellikle 2019 protestoları ve ulusal güvenlik yasasının ardından özerkliğin sınırlandığı bir sürece dönüştü. Ancak 1997 anı, küresel jeopolitik açıdan sömürgeciliğin sonunun ve yükselen Çin'in dünya sahnesindeki yerinin sembolü olarak tarihe geçti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'un devri, Türkiye'nin bağımsızlık ve egemenlik vurgusuyla paralellik taşısa da, doğrudan bir Türkiye etkisi bulunmamaktadır. Ancak bu dönüşüm, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği Soğuk Savaş sonrası dönemde, Çin'in yükselişinin bir simgesi olarak Türk dış politikası açısından Çin ile ilişkilerin geleceği konusunda ipuçları vermektedir. Türkiye, Çin'in artan etkisi karşısında İpek Yolu ve ticari bağlantılarını çeşitlendirirken, Hong Kong örneği 'bir ülke, iki sistem' modelinin sürdürülebilirliğine dair soru işaretleri oluşturmuştur. Bu durum, Türkiye'nin merkezi yönetimlerle özerk bölgeler arasındaki dengeyi ulusal çıkarları doğrultusunda değerlendirmesine katkı sağlamaktadır.