Hong Kong'da mahkeme, 1989 Tiananmen Meydanı olaylarını anmak için düzenlenen gösterilere katılan aktivistleri yedi yıl hapis cezasına çarptırdı. Cuma günü açıklanan karar, Çin'in 2020'de yürürlüğe koyduğu Ulusal Güvenlik Yasası sonrasında kentte artan baskının son örneği olarak değerlendiriliyor. Cezalar, Hong Kong'da bir zamanlar geniş katılımlı olan anma etkinliklerinin artık tamamen yasaklandığını ve katılımcıların ağır yaptırımlarla karşılaştığını ortaya koyuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hong Kong'da 1989'dan bu yana her yıl 4 Haziran'da Victoria Park'ta düzenlenen Tiananmen anması, on binlerce kişinin katıldığı dünyanın en büyük anma etkinliklerinden biriydi. Ancak 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası ile birlikte bu tür toplantılar "ulusal güvenliği tehdit" gerekçesiyle yasaklandı. Yetkililer, son yıllarda anma etkinliklerine katılanları hedef alarak gözaltına alıyor ve yargılıyor. Bu davada da sanıklar, "yasadışı toplanma" ve "ulusal güvenliği bozma" suçlamalarıyla yargılandı. Mahkeme, sanıkların "toplumda huzursuzluk yaratma" ve "yabancı güçlerle işbirliği yapma" iddialarını dikkate alarak cezaları verdi.
İnsan hakları örgütleri, kararı "siyasi motivasyonlu" olarak nitelendirerek kınadı. Uluslararası Af Örgütü, Hong Kong'da ifade özgürlüğünün sistematik olarak baskı altına alındığını belirtti. Çin hükümeti ise kararın "hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde" alındığını savunarak dış müdahaleleri reddediyor. Hong Kong yetkilileri, Ulusal Güvenlik Yasası'nın kentte istikrarı sağladığını ve "bir ülke, iki sistem" ilkesinin korunduğunu öne sürüyor.
Son yıllarda Hong Kong'da birçok muhalif figür ya hapse atıldı ya da sürgüne gitmek zorunda kaldı. Bağımsız medya kuruluşları kapatıldı, sivil toplum örgütleri dağıtıldı. Tiananmen anması gibi etkinliklerin tamamen yasaklanması, kentin özgürlüklerinin gerilemesinin sembolü haline geldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hong Kong'daki bu gelişme, Çin'in komşu bölgeler ve Batı ile ilişkilerinde gerilimi artırabilir. ABD ve Avrupa Birliği, Hong Kong'daki insan hakları ihlallerini düzenli olarak gündeme getiriyor ve bazı yaptırımlar uyguluyor. Ancak Çin, Hong Kong'un kendi iç işleri olduğunu belirterek yaptırımlara karşı çıkıyor. Tayvan, Doğu Türkistan ve Tibet gibi hassas konularda da benzer baskı politikalarının sürdüğü gözlemleniyor. Asya-Pasifik bölgesinde Çin'in artan otoriterleşmesi, bölgesel güvenlik dengelerini etkiliyor. Özellikle Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin'in ekonomik gücüne bağımlı oldukları için sessiz kalırken, Japonya, Avustralya ve Güney Kore gibi ülkeler insan hakları ihlallerine karşı daha sesli tepki veriyor.
Uluslararası toplum, Hong Kong'daki durumu yakından izlemeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları, Çin'e Hong Kong'daki özgürlükleri koruma çağrısı yapıyor. Ancak Çin, BM kararlarını veto ederek veya etkisiz kılarak bu girişimleri engelliyor. Bölgesel örgütlerden ASEAN, insan hakları konusunda ortak bir tutum sergilemekte zorlanıyor. Bu durum, uluslararası sistemde insan hakları normlarının uygulanmasındaki zafiyeti gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hong Kong'daki gelişmeleri doğrudan ilgilendiren bir aktör olmasa da, Çin ile artan ekonomik ve diplomatik ilişkileri nedeniyle konuyu dikkatle izliyor. Türkiye, insan hakları ihlallerine karşı genel tutumunu korurken, Çin ile ticaret ve yatırım anlaşmalarını sürdürüyor. Hong Kong'daki baskılar, Türkiye'nin Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerde Çin ile işbirliği yaparken insan hakları konusunda nasıl bir denge kuracağı sorusunu gündeme getiriyor. Ayrıca, Türk kamuoyunda Hong Kong'daki Müslüman Uygur Türklerine yönelik baskılar zaten biliniyor; bu tür gelişmeler, Çin'e yönelik eleştirileri artırabilir. Ancak Türkiye'nin öncelikli dış politika hedefleri arasında ekonomik ilişkiler ve bölgesel istikrar yer aldığı için, Hong Kong konusunda açık bir tavır alması beklenmiyor.