Hong Kong, uluslararası gözlemcilerin yıllardır yazdığı ölüm ilanlarına rağmen, çok kutuplu dünyanın önde gelen sermaye merkezlerinden biri olarak yeniden yükseliyor. Küresel jeopolitik gerilimler, pandemi dönemindeki izolasyon, sermaye kaçışı endişeleri ve kentin geleceğine dair soru işaretleri, Hong Kong’un geri dönüşü olmayan bir düşüş yaşadığı anlatısını beslemişti. Ancak son veriler ve gelişmeler, bu anlatının aksine, Hong Kong’un Asya-Pasifik bölgesinde ve ötesinde kritik bir finansal köprü olarak konumunu güçlendirdiğini gösteriyor.
Arka Plan: Neden Hong Kong?
Hong Kong, uzun süredir Batılı yatırımcılar için Çin anakarasına açılan bir kapı olarak işlev gördü. Ancak 2019 protestoları ve ardından gelen ulusal güvenlik yasası, kentin özerkliğine yönelik endişeleri artırdı. Batılı medyada sıkça dile getirilen ‘Hong Kong’un sonu’ söylemi, özellikle Singapur’un yükselişiyle karşılaştırmalar yapılarak güçlendirildi. Buna rağmen, Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’ndaki işlem hacimleri ve ilk halka arzlar (IPO) dünya sıralamasında üst sıralarda yer almaya devam ediyor. 2023’te Hong Kong, küresel IPO pazarında dördüncü sırada yer aldı ve 2024’te ilk çeyrekte toplam 11 milyar doların üzerinde sermaye toplandı. Bu rakamlar, kentin finansal altyapısının ve hukuk sisteminin hala cazip olduğunu gösteriyor.
Ayrıca, Çin’in ‘Bir Kuşak Bir Yol’ girişimi ve Kuşak ve Yol Projeleri kapsamında Hong Kong, uluslararası yatırımcılar için bir merkez olmayı sürdürüyor. Kent, Çin anakarasındaki şirketlerin yurtdışına açılmasında ve yabancı sermayenin Çin’e girişinde aracı rolü oynuyor. Hong Kong’un bağımsız yargı sistemi ve düşük vergi oranları, bu rolü pekiştiren faktörler arasında.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Hong Kong’un yükselişi, salt Çin’le olan bağlarıyla açıklanamaz. Kent, Güneydoğu Asya, Orta Doğu ve hatta Afrika’dan gelen yatırımcılar için de bir çekim merkezi haline geliyor. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Hong Kong’u Asya yatırımlarında bir üs olarak kullanıyor. Aynı şekilde, Rus sermayesi de Batı yaptırımlarından kaçınmak için Hong Kong’a yöneliyor. Bu durum, Hong Kong’un çok kutuplu dünyada Batı odaklı olmayan bir sermaye merkezi olarak konumlandığını gösteriyor.
Washington ile Pekin arasındaki ticaret savaşları ve teknoloji yaptırımları, Hong Kong’u dolaylı olarak etkilese de, kent bu gerilimlerden faydalanmayı başarıyor. Örneğin, Çinli teknoloji şirketleri, Hong Kong’daki borsalar aracılığıyla uluslararası yatırımcılara açılıyor. Ayrıca, Hong Kong Doları’nın ABD Doları’na sabitlenmesi, para birimi istikrarını koruyarak yatırımcı güvenini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong’un çok kutuplu dünyada bir sermaye merkezi olarak yükselmesi, Türkiye açısından da önemli fırsatlar ve riskler barındırıyor. Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir köprü olarak Hong Kong’daki sermaye akışlarından yararlanabilir. Özellikle, Çin’in Kuşak ve Yol Projeleri kapsamında Türkiye’yi de kapsayan altyapı yatırımları, Hong Kong üzerinden finanse edilebilir. Ayrıca, Türk şirketleri Hong Kong’da listelenerek uluslararası yatırımcılara erişebilir. Ancak, Hong Kong’un Çin’e entegrasyonu ve ulusal güvenlik yasasının etkileri, Türkiye’nin bu kentle ilişkilerinde dikkatli olmasını gerektiriyor. Türk yatırımcıların, Hong Kong’daki hukuki ve politik riskleri değerlendirerek hareket etmesi önem taşıyor.