Hong Kong'un Hang Seng Endeksi, 2024 yılının ilk yarısında küresel borsalar arasında en kötü performansı sergileyen endeks olarak öne çıkıyor. Yılbaşından bu yana yüzde 5'in üzerinde değer kaybeden endeks, Çin ekonomisindeki yavaşlama, jeopolitik gerilimler ve artan likidite sıkışıklığı gibi faktörlerin birleşimiyle baskı altında kalıyor. Bu durum, yatırımcıların Hong Kong piyasalarından çıkışını hızlandırırken, bölgesel rakipler olan Japonya ve Hindistan borsaları ise rekor seviyelere yükseliyor.
Gelişmenin arka planı: çoklu krizlerin birleşimi
Hong Kong'un finansal merkez olarak cazibesi, 2020'de uygulamaya konulan ulusal güvenlik yasasının ardından giderek azaldı. Yabancı yatırımcılar, Çin'in artan siyasi kontrolü ve hukuki belirsizlikler nedeniyle Hong Kong'u riskli bir pazar olarak görmeye başladı. Bu çerçevede, 2023'te Hong Kong'dan net sermaye çıkışı 50 milyar doları aştı. Özellikle teknoloji şirketlerinin Hong Kong'dan New York veya Singapur'a kote olmayı tercih etmesi, piyasanın derinliğini azalttı.
Çin'in emlak sektöründeki kriz de Hong Kong'u doğrudan etkiledi. Evergrande ve Country Garden gibi dev şirketlerin iflas riski, Hong Kong borsasında işlem gören birçok Çinli emlak hissesinin değerini eritti. Ayrıca, Çin Merkez Bankası'nın faiz oranlarını düşürmesine rağmen, Hong Kong dolarının ABD dolarına sabitlenmiş olması nedeniyle Hong Kong Para Otoritesi (HKMA) faizleri yüksek tutmak zorunda kaldı. Bu durum, yerel likiditeyi sıkıştırarak hisse senedi piyasalarını olumsuz etkiledi.
Bölgesel boyut: Japonya ve Hindistan yükseliyor
Hong Kong'un kaybettiği sermaye akışından en çok faydalanan ülkelerin başında Japonya geliyor. Japonya'nın Nikkei 225 endeksi, zayıf yen ve kurumsal reformlar sayesinde 2024'te yüzde 20'nin üzerinde yükseldi. Tokyo Borsası, yabancı yatırımcılar için Hong Kong'a alternatif bir merkez haline geldi. Benzer şekilde Hindistan'ın Sensex endeksi de güçlü ekonomik büyüme ve siyasi istikrar sayesinde rekor seviyelere ulaştı.
Hong Kong'un bu negatif ayrışması, Asya'daki finansal güç dengesinin kaydığını gösteriyor. Singapur, Hong Kong'un kaybettiği yatırımların bir kısmını çekerken, Tokyo ve Mumbai yeni yatırımlar için daha cazip hale geldi. Çin'in Tayvan'a yönelik askeri tatbikatları ve ABD-Çin gerilimi de Hong Kong'un risk primini artıran unsurlar arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki bu gelişmeler Türkiye için iki açıdan önem taşıyor. Birincisi, Hong Kong'dan çıkan sermayenin bir kısmı gelişmekte olan piyasalara yönelebilir; ancak Türkiye'nin yüksek enflasyon ve siyasi belirsizlik nedeniyle bu sermayeden pay alması zor görünüyor. İkincisi, Hong Kong'un zayıflaması, Çin'in alternatif finans merkezi arayışlarını hızlandırabilir; bu da İstanbul'un uluslararası finans merkezi olma hedefi için kısa vadede fırsat yaratmasa da, Çin'in İstanbul'u bir lojistik ve finans üssü olarak değerlendirme ihtimalini gündeme getirebilir. Küresel sermaye akışlarının Asya'da yeniden şekillenmesi, Türkiye'nin dış ticaret ve yatırım stratejilerini etkileyebilir.