Hong Kong'un dar sokaklarında, çok katlı binaların arasında gizlenmiş bağımsız kitabevleri, yıllardır Çin anakarasından gelen okuyucular için adeta bir özgürlük vahası işlevi görüyordu. Ancak bu kitabevlerinin kapıları tek tek kapanıyor. Ulusal Güvenlik Yasası'nın gölgesinde, kitapçılar siyasi baskı ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya; bazıları kapanmak zorunda kalıyor, bazıları ise yayın politikalarını köklü biçimde değiştiriyor. Bu durum, sadece kitap ticaretiyle sınırlı kalmıyor; Hong Kong'un kendine özgü kültürel ve entelektüel dokusunun erozyona uğradığını gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Kitabevleri Neden Önemliydi?
Çin anakarasında internet sansürü ve katı yayın denetimi nedeniyle, birçok okuyucu için Hong Kong'daki bağımsız kitabevleri, yasaklı kitaplara ve farklı bakış açılarına ulaşmanın tek yolu olmuştu. Özellikle tarih, siyaset bilimi ve toplumsal konularda eserler, bu kitabevlerinde serbestçe bulunabiliyordu. Örneğin, Çin tarihinin tartışmalı dönemlerine ışık tutan kitaplar, yalnızca burada raflarda yer alıyordu. Bu yüzden, özellikle üniversite öğrencileri ve akademisyenler için Hong Kong kitabevleri bir tür entelektüel sığınaktı.
2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası, Hong Kong'daki muhalif hareketleri ve ifade özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtladı. Kitabevleri de bu baskıdan nasibini aldı. Polis baskınları, 'tehlikeli' yayınların toplatılması ve sahiplerine yönelik gözaltılar, kitabevlerinin çalışma koşullarını giderek zorlaştırdı. Örneğin, Causeway Bay'de bulunan ve yıllardır varlığını sürdüren bir kitabevi, yalnızca birkaç ay içinde kapanmak zorunda kaldı. Sahibi, baskıların artması ve müşteri sayısındaki keskin düşüş nedeniyle kepenk kapattıklarını açıkladı.
Bununla birlikte, ekonomik faktörler de etkili oldu. COVID-19 salgını sırasında anakaradan gelen turist sayısının azalması ve ardından yaşanan ekonomik durgunluk, kitabevlerinin gelirlerini ciddi biçimde düşürdü. Müşteri profili de değişti; anakaralı okuyucular artık çevrimiçi platformlara yönelmiş durumda. Ancak bu çevrimiçi platformlar da sansüre tabi tutuluyor; birçok internet sitesine erişim engelleniyor. Dolayısıyla, kitabevlerinin kapanmasıyla birlikte, anakaralı okuyucuların alternatif bilgi kaynaklarına erişimi daha da daralmış oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hong Kong'un Dönüşümü
Hong Kong'un bağımsız kitabevlerinin kapanması, sadece kitap ticaretinin gerilemesi değil, aynı zamanda şehrin uluslararası kimliğinin de bir parçasının yok olması anlamına geliyor. Hong Kong, uzun süredir Asya'nın özgürlük ve kültür merkezi olarak görülüyordu; bu kitabevleri de bu imajın önemli taşıyıcılarıydı. Uluslararası gözlemciler, bu gelişmeyi Hong Kong'un 'tek ülke, iki sistem' ilkesinin aşındığının bir işareti olarak değerlendiriyor. Sadece siyasi muhalefet değil, kültürel çeşitlilik de hedef alınıyor.
Batılı ülkeler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Hong Kong'daki baskıcı uygulamalara yönelik endişelerini dile getiriyor. Bu kapanışlar, Batı ile Çin arasındaki gerilimi daha da artırabilir. ABD ve Avrupa Birliği, Hong Kong'un özerkliğinin korunması konusunda Çin'e baskı yapmaya devam ediyor. Ancak Çin, bu konuyu iç işlerine müdahale olarak nitelendirip reddediyor. Bu bağlamda, kitabevi kapanışları, küresel çapta ifade özgürlüğü ve bölgesel istikrar tartışmalarının bir parçası haline gelmiş durumda.
Küresel yayıncılık sektörü de bu gelişmelerden etkileniyor. Uluslararası yazarlar ve yayınevleri, eserlerinin Hong Kong'da satılabilirliğini sorguluyor. Film ve edebiyat uyarlamaları gibi kültürel ürünlerde de bir sansür eğilimi görülüyor. Bu durum, Asya bölgesinde kültürel üretimin sınırlarını daraltıyor ve bilgi akışını olumsuz etkiliyor. Ayrıca, Hong Kong'un finans merkezi olarak cazibesini kaybetmesi endişesi de artıyor; çünkü uluslararası iş dünyası, şehirdeki hukuki ve toplumsal istikrarsızlıktan çekiniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki bu gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel ifade özgürlüğü ve bölgesel istikrar açısından önemli sinyaller taşıyor. Türkiye, Asya-Pasifik bölgesindeki ticari ortaklıklarını derinleştirirken, bu tür siyasi istikrarsızlıkların ekonomik güvenliği etkileme potansiyelini göz önünde bulundurmalı. Ayrıca, Türkiye'nin kendi medya ve yayıncılık sektöründe yaşadığı benzer baskılara ilişkin uluslararası eleştiriler, bu tarz haberlerin Türk kamuoyunda tartışılmasına yol açabilir. Ancak, Türkiye'nin Hong Kong ile doğrudan bir bağı olmamakla birlikte, Çin ile olan ilişkilerinde denge politikası izlemesi, bu tür gelişmeleri yakından takip etmesini gerektiriyor.