Los Angeles, uzun yıllar boyunca dünya sinema endüstrisinin merkezi olarak kabul edildi. Ancak pandeminin ardından Hollywood'da iş hacmi giderek daralıyor. Los Angeles'ta gerçekleştirilen çekim sayısı azalırken, film prodüksiyonları dünyanın başka bölgelerine kayıyor. Bloomberg'in Odd Lots podcast'inin son bölümünde, LA Material'ın kreatif direktörü Hayes Davenport, Tracy Alloway ve Joe Weisenthal'e konuk olarak bu değişimin dinamiklerini anlattı.
Endüstrinin Arka Planı: Pandemiden Bu Yana Devam Eden Düşüş
Hollywood'un karşı karşıya olduğu sorun yeni değil. Pandemi döneminde alınan karantina önlemleri ve üretim durmaları, sinema sektörünü derinden sarstı. Ancak pandemi sonrası toparlanma beklentileri gerçekleşmedi. Aksine, Los Angeles'ta çekim izinleri ve yapımların sayısı istikrarlı bir şekilde azalmaya devam etti. Bunun arkasında birkaç yapısal neden bulunuyor.
Öncelikle, büyük stüdyolar maliyetleri düşürmek için daha uygun fiyatlı üretim lokasyonlarına yöneliyor. Atlanta, New Mexico, Vancouver, Londra, Budapeşte ve Avustralya gibi bölgeler, vergi teşvikleri ve düşük işgücü maliyetleriyle öne çıkıyor. Los Angeles ise yüksek yaşam maliyeti, sıkı çalışma yasaları ve trafik gibi faktörlerle prodüksiyon için cazibesini yitiriyor. Ayrıca, dijital yayın platformlarının (Netflix, Amazon, Disney+ gibi) içerik üretim stratejileri değişti; daha az sayıda yapım sipariş ediliyor ve bu yapımlar küresel ölçekte dağıtılıyor.
Hayes Davenport, podcast'te Los Angeles'ın artık sadece bir "şirket merkezi" olarak kaldığını, fiili çekimlerin başka yerlere kaydığını vurguladı. Bu durum, binlerce set işçisi, teknisyen, oyuncu ve yan hizmet sağlayıcısı için ciddi bir gelir kaybı anlamına geliyor. Los Angeles ekonomisinin önemli bir ayağını oluşturan eğlence sektöründeki bu erime, bölgesel ekonomiyi de olumsuz etkiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Prodüksiyonun Coğrafi Kayması
Film ve dizi prodüksiyonlarının Los Angeles dışına kayması, yalnızca ABD içinde değil, küresel ölçekte de yeni bir denge yaratıyor. Kanada, Birleşik Krallık, Doğu Avrupa ülkeleri ve Avustralya, son yıllarda büyük bütçeli yapımların çekim merkezi haline geldi. Örneğin, İngiltere'deki Pinewood Stüdyoları ve Macaristan'daki Korda Stüdyoları, Hollywood yapımlarına ev sahipliği yapıyor. Bu ülkeler, sundukları vergi indirimleri ve altyapı yatırımlarıyla prodüksiyonları kendine çekiyor.
Bu kayma, yalnızca ekonomik değil, kültürel bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Los Angeles merkezli anlatıların yerini, farklı coğrafyalarda geçen hikâyeler alıyor. Dijital platformlar, küresel izleyici kitlesine hitap edebilmek için çeşitli bölgelerde içerik üretimine yöneliyor. Bu da Hollywood'un tekelini kırıyor.
Öte yandan, Los Angeles'ta kalan yapımlar genellikle daha küçük bütçeli ve bağımsız projeler oluyor. Büyük stüdyolar ise ya ses getirecek gişe filmlerini başka ülkelerde çekiyor ya da tamamen dijital ortamda üretilen yapımlara yöneliyor. Salgın sonrası sendika grevleri (2023'teki yazar ve oyuncu grevleri) de üretimi yavaşlatan bir diğer etken oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hollywood prodüksiyonlarının Los Angeles'tan uzaklaşması, Türkiye'nin film endüstrisi ve ekonomisi için bazı fırsatlar sunabilir. Türkiye, son yıllarda yabancı yapımlara ev sahipliği yaparak dizi ve film çekimlerinde bölgesel bir merkez haline gelme potansiyeli taşıyor. İstanbul, Antalya ve Kapadokya gibi lokasyonlar, doğal ve tarihi zenginlikleriyle uluslararası yapımcıların ilgisini çekiyor. Ancak vergi teşvikleri, altyapı ve profesyonel ekipman konusunda daha rekabetçi olunması gerekiyor. Eğer Türkiye, Hollywood'un aradığı maliyet avantajlarını ve kaliteli prodüksiyon hizmetlerini sunabilirse, bu küresel kaymadan pay alabilir. Ayrıca, Türk dizileri ve filmleri uluslararası platformlarda artan ilgiyle büyüyor; bu da sektörel ihracatı güçlendirebilir.