Hizbullah, İsrail’e karşı uyguladığı stratejiyle, Tel Aviv yönetimini işgal altındaki topraklarda kalma veya silahsızlanma arasında bir tercihe zorluyor. Lübnan merkezli örgüt, son dönemde sınırda artan gerilimle birlikte, İsrail’in kuzeyindeki askeri varlığını hedef alan taktikler geliştiriyor. Bu durum, 2006 savaşından bu yana en ciddi tırmanma potansiyelini taşıyor. Uzmanlara göre, Hizbullah’ın amacı, İsrail’i Lübnan sınırındaki ihtilaflı bölgelerden çekilmeye zorlarken, aynı zamanda kendi silahlı varlığını meşrulaştırmak.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ile Lübnan arasındaki sınır anlaşmazlıkları, özellikle Shebaa Çiftlikleri olarak bilinen bölge üzerinde yoğunlaşıyor. Hizbullah, bu bölgenin işgal altında olduğunu savunarak, İsrail’e karşı direniş hakkını kullanıyor. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararı, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını öngörüyor. Ancak örgüt, İsrail işgali devam ettiği sürece silah bırakmayacağını defalarca dile getirdi. Bu ikilem, Lübnan iç siyasetinde de derin bir kutuplaşmaya yol açıyor. Hizbullah, ülkenin en güçlü askeri ve siyasi gücü olarak, silahsızlanma çağrılarına direnirken, uluslararası toplum da bu konuda bir ilerleme kaydedemiyor.
Son haftalarda, İsrail’in Gazze’deki operasyonları ve Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri, Hizbullah’ı daha agresif bir tutuma itti. Örgüt, İsrail’e ait askeri araçlara yönelik saldırılarını artırırken, sınır ötesinde keşif uçuşları da gerçekleştiriyor. Bu durum, İsrail savunma hattında endişe yaratıyor. İsrail Genelkurmay Başkanlığı, Hizbullah’ın elindeki roket ve füze kapasitesinin 2006’ya kıyasla katlanarak arttığını belirtiyor. Örgütün İran tarafından desteklenen hassas güdümlü füzeleri, İsrail’in kritik altyapısını tehdit eder hale geldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hizbullah’ın bu hamlesi, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. İran, örgüt üzerindeki nüfuzunu kullanarak, İsrail’e karşı caydırıcılık sağlamak istiyor. Aynı zamanda, Suriye iç savaşı ve Yemen’deki Husilerle ittifak, İran destekli eksenin gücünü artırıyor. Lübnan ise bu gerilimin ortasında, ekonomik krizle boğuşurken bir yandan da yeni bir savaşın eşiğinde. ABD ve Avrupa Birliği, Hizbullah’ı terör örgütü olarak kabul ediyor ve silahsızlandırılması için baskı yapıyor. Ancak örgütün siyasi kanadı, Lübnan parlamentosunda önemli bir güce sahip. Bu durum, uluslararası toplumun Lübnan’a yönelik yardımlarını da kısıtlıyor. Rusya ise, bölgede nüfuzunu artırmak için Hizbullah ile dolaylı temaslarını sürdürüyor.
Öte yandan, İsrail’in savunma stratejisi, Hizbullah’ın bu tuzak hamlesine karşı koymayı gerektiriyor. Tel Aviv, askeri seçeneklerin yanı sıra diplomatik yolları da değerlendiriyor. Ancak Hizbullah’ın sahada kazandığı taktik avantaj, İsrail’in seçeneklerini sınırlıyor. Bölge uzmanları, iki taraf arasında geniş çaplı bir çatışmanın kaçınılmaz olmadığını, ancak küçük çaplı çatışmaların sıklaşabileceğini öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan’da Hizbullah’ın güçlü olduğu bir ortamda, özellikle bölgesel istikrar açısından dikkatli bir denge politikası izliyor. Ankara, Filistin davasına verdiği destekle bilinse de, Hizbullah’ın silahlı yapısını resmen tanımıyor. Bu gelişme, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji çıkarları ve Suriye politikası bağlamında kritik. Olası bir İsrail-Hizbullah çatışması, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit edebilir ve mülteci akışını artırabilir. Ayrıca İran’ın bölgedeki artan nüfuzu, Türkiye’nin kendi stratejik hedefleriyle çelişebilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik kanalları açık tutarak krizin sıçramaması için çaba gösterecektir.