Washington'da imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından Lübnan siyasi kulislerinde dolaşan soru şu: Hizbullah ve Emel Hareketi anlaşmaya karşı çıkıyor, şartlarını reddediyor ve bunu kendi topluluklarına ihanet olarak görüyorsa, neden bakanları hâlâ Başbakan Nevaf Salam tarafından kurulan hükümette görev yapıyor? Bu çelişki, Lübnan'ın karmaşık siyasi dengelerini ve mezhepsel güç paylaşımı mekanizmalarını anlamayı gerektiriyor.
Washington Anlaşması'nın Yarattığı Çatlak
Washington çerçeve anlaşması, ABD ile Lübnan arasında imzalanan ve ülkenin ekonomik reformları ile uluslararası yardımı şartlara bağlayan bir mutabakat metni olarak öne çıkıyor. Anlaşma, özellikle Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve İran etkisinin sınırlandırılması gibi maddeler içerdiği için Şii siyasi hareketlerin sert tepkisine yol açtı. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, anlaşmayı 'ulusal egemenliğe aykırı' olarak nitelendirirken, Emel Hareketi lideri Nebih Berri de benzer bir tutum sergiledi. Ancak buna rağmen, her iki hareketin bakanları hükümetten ayrılmadı.
Bu durum, Lübnan'ın mezhepsel güç paylaşımı sistemiyle yakından ilgili. Ülkede siyasi partiler, bakanlık koltuklarını mezhepsel kotalara göre dağıtırken, hükümetten çekilmek hem siyasi nüfuz kaybına hem de toplumsal tabanda güven erozyonuna yol açabiliyor. Hizbullah ve Emel için hükümette kalmak, kendi topluluklarının çıkarlarını koruma ve anlaşmanın uygulanmasını engelleme stratejisinin bir parçası.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hizbullah ve Emel'in hükümetten çekilmeme kararı, sadece Lübnan iç siyasetiyle sınırlı kalmıyor. Bu tutum, İran'ın bölgesel nüfuz mücadelesi ve ABD'nin Orta Doğu politikaları açısından da kritik önem taşıyor. Hizbullah, İran'ın Lübnan'daki en önemli müttefiki olarak, Washington anlaşmasını Tahran'a karşı bir hamle olarak görüyor. Hükümette kalmak, anlaşmanın uygulanmasını geciktirme veya sulandırma imkânı veriyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabetin bir yansıması olarak da değerlendirilebilir.
Küresel ölçekte ise Batılı güçler, Lübnan'daki siyasi istikrarı sağlamak için Hizbullah'ın hükümet dışında bırakılmasını talep ediyor. Ancak bu, ülkenin zaten kırılgan olan siyasi yapısını daha da karmaşık hale getirebilir. Hizbullah'ın hükümette kalması, Batı'nın reform baskısına karşı bir direniş olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir. Hizbullah ve Emel'in hükümette kalması, Türkiye'nin bölgedeki etkinliği ve Lübnan ile ilişkileri açısından dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, Ortadoğu'da istikrarlı bir Lübnan'dan yana olup, bu istikrarın bozulması halinde bölgesel güvenliğe yönelik risklerin artabileceğini değerlendirmektedir. Ayrıca, İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabette Türkiye'nin pozisyonu, Lübnan'daki güç dengelerine bağlı olarak şekillenebilir. Bu nedenle Ankara, hükümetin reform sürecini ve anlaşmanın uygulanabilirliğini dikkatle takip etmektedir.