Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Lübnan ile İsrail arasında devam eden doğrudan müzakerelerin sonuçlarını “tamamen reddettiğini” duyurdu. Kasım, İran’ın eski Lideri Ruhullah Humeyni’nin ölüm yıldönümü vesilesiyle yaptığı yazılı açıklamada, Lübnan hükümeti ile İsrail arasında varılan ateşkes ve sınır düzenlemelerine ilişkin mutabakatın Hizbullah’ın çıkarlarına ve direniş ilkelerine aykırı olduğunu söyledi. Açıklamada, “Bu müzakerelerin sonuçları, Lübnan’ın egemenliğini ve direnişin kazanımlarını hiçe saymaktadır. Hizbullah olarak bu şartları asla kabul etmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı. Kasım, özellikle İsrail’in güney Lübnan’daki varlığını meşrulaştıracak herhangi bir düzenlemeye karşı olduklarını vurguladı.
Gelişmenin arka planı
Lübnan ile İsrail arasındaki dolaylı müzakereler, ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda aylardır sürüyor. Görüşmelerin temel amacı, 2006 savaşından bu yana Lübnan-İsrail sınırında yaşanan gerginlikleri sona erdirecek kalıcı bir ateşkes anlaşmasına varmak. Ancak İsrail’in güney Lübnan’da Hizbullah’a ait olduğu iddia edilen askeri hedeflere yönelik hava saldırıları ve sınır ötesi çatışmalar, tansiyonu yüksek tutuyor. Son haftalarda Lübnan hükümeti, Birleşmiş Milletler Geçici Gücü UNIFIL’in yetkilerinin genişletilmesi ve sınırın her iki tarafında askerden arındırılmış bölge oluşturulması gibi önerileri masaya yatırmıştı. Hizbullah’ın bu önerilere karşı çıkması, iç siyasette de tartışmalara yol açıyor. Lübnan Başbakanı Necip Mikati’nin hükümeti, anlaşmanın ülkenin çıkarına olduğunu savunurken, Hizbullah destekli muhalefet partileri hükümeti “İsrail’e taviz vermekle” suçluyor.
Hizbullah’ın reddetmesinin bir diğer nedeni ise İran’ın bölgesel stratejisiyle yakından ilgili. Kasım’ın açıklamasını Humeyni’nin ölüm yıldönümüne denk getirmesi, bu mesajın İran’a atıfla verildiğini gösteriyor. Tahran yönetimi, Lübnan’daki varlığını koruyabilmek için Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasını kabul etmesini istemiyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, daha önce yaptığı açıklamada “Lübnan’ın güvenliği İran’ın kırmızı çizgisidir” diyerek Hizbullah’ı dolaylı olarak desteklemişti.
Bölgesel ve küresel boyut
Hizbullah’ın anlaşmayı reddetmesi, sadece Lübnan-İsrail sınırını değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyebilecek bir gelişme. İsrail, kuzey sınırında Hizbullah’ın olası bir saldırısına karşı hazırlıklarını sürdürürken, Lübnan hükümeti de uluslararası toplumun baskısı altında. ABD Dışişleri Bakanlığı, Hizbullah’ın açıklamasının “barış sürecine darbe vurduğunu” belirterek, Lübnan hükümetine anlaşmayı sürdürme çağrısı yaptı. Fransa ise Lübnan’daki siyasi taraflar arasında diyalog çağrısını yineleyerek, “ateşkes anlaşmasının bölge için hayati önemde olduğunu” vurguladı.
Bölgesel dengeler açısından bakıldığında, Hizbullah’ın bu tutumu, Suriye’deki İran varlığı ve Yemen’deki Husilerle koordineli bir stratejinin parçası olarak görülüyor. İran, Lübnan’dan Yemen’e kadar “direniş ekseni” üzerindeki kontrolünü kaybetmek istemiyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Hizbullah’ın etkisinin azaltılmasını Lübnan’ın istikrarı için ön koşul olarak görüyor. Bu da Lübnan’ı bölgesel bir güç mücadelesinin merkezine yerleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Ankara, Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasını reddetmesini, Lübnan’daki siyasi istikrarsızlığı derinleştirebilecek bir unsur olarak değerlendiriyor. Türkiye, Lübnan’daki tüm taraflarla diyalog halinde olmayı sürdürmekle birlikte, Hizbullah’ın İran’a bağımlı yapısı nedeniyle bölgesel barış çabalarını olumsuz etkilediğini düşünüyor. 2019’dan bu yana yaşanan ekonomik krizle boğuşan Lübnan’ın yeni bir çatışmaya girmesi, başta Türk vatandaşları olmak üzere bölgedeki sivil nüfusu doğrudan tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji arama faaliyetleri ve Mavi Vatan doktrini bağlamında, Lübnan-İsrail sınırındaki istikrarsızlık, Ankara’nın deniz yetki alanlarına yönelik planlarını da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, tarafları itidale çağırırken, Birleşmiş Milletler nezdinde Lübnan’ın toprak bütünlüğünün korunması için girişimlerini artırabilir.