Avustralya'da Katolik Hıristiyan Kardeşler tarikatına bağlı okullarda yaşanan cinsel istismar mağdurları, uzun süredir devam eden hukuki mücadelelerinin ardından önemli bir zafer kazandı. Edmund Rice Education Australia (EREA), tarikatın sahip olduğu mülklerin büyük bir kısmını devraldığı için, artık bu kurumlarda işlenen istismar suçlarından dolayı dava edilebilecek. Bu gelişme, daha önce tartışmalı mülk satışları nedeniyle mağdurların tazminat alamayacağı yönündeki endişeleri ortadan kaldırdı ve mağdurlara 'tam' tazminat ödenmesinin önünü açtı.
Gelişmenin arka planı
Hıristiyan Kardeşler, 19. yüzyıldan bu yana Avustralya'da özellikle eğitim alanında faaliyet gösteren bir Katolik tarikatı. Ancak tarikatın işlettiği yatılı okullarda ve yetimhanelerde onlarca yıl boyunca sistematik cinsel istismar vakaları yaşandığı, 2017 yılında yayınlanan Kraliyet Komisyonu raporuyla belgelendi. Komisyon, kurumlarda yaşanan istismarların 'yaygın' olduğunu ve yetkililerin bu vakaları örtbas ettiğini ortaya koydu. Mağdurlar, uzun yıllar boyunca tazminat alabilmek için hukuk mücadelesi verdi. Ancak Hıristiyan Kardeşler, 2007 yılında okullarını ve mülklerini EREA adlı yeni bir kuruluşa devretti. Bu devir, tarikatın istismar davalarından sorumluluktan kaçmak için yapıldığı gerekçesiyle mağdurlar ve hukukçular tarafından eleştirilmişti.
EREA, devraldığı mülkler sayesinde mali açıdan güçlü bir konuma sahip. Mağdurların avukatları, EREA'nın bu mülklerden elde ettiği gelirle tazminat ödeyebilecek durumda olduğunu savunuyor. Yeni anlaşma, EREA'nın istismar mağdurlarına karşı yasal sorumluluğunu kabul etmesini sağlıyor. Bu, daha önce yalnızca tarikatın kendisine karşı açılabilen davaların artık EREA'ya da yöneltilebilmesi anlamına geliyor. Uzmanlar, bu adımın Avustralya'da kilise kaynaklı istismar mağdurlarının adalet arayışında bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişme, dünya genelinde Katolik Kilisesi'ne yönelik istismar suçlamaları ve bu suçların örtbas edilmesiyle ilgili artan tepkilerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Özellikle İrlanda, ABD, Almanya ve Şili gibi ülkelerde benzer davalar açılmış ve kilise kurumları büyük tazminatlar ödemek zorunda kalmıştı. Avustralya'daki bu yeni gelişme, diğer ülkelerdeki mağdurlara da umut verirken, kilise yetkililerinin tarihsel sorumluluklarını kabul etmeleri yönündeki baskıyı artırıyor. EREA'nın bu geri adımı, kurumsal yapıların hukuki sorumluluktan kaçmak için mülk devri gibi yöntemlere başvurmasının artık mahkemelerde kabul görmeyeceğinin bir işareti olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, uluslararası hukukta kurumsal sorumluluk ve mağdur hakları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye'de de geçmişte yaşanan insan hakları ihlalleri ve mağduriyetler için tazminat süreçleri gündeme gelmiş, ancak çoğu zaman kurumsal yapıların sorumluluktan kaçındığı gözlemlenmiştir. Bu örnek, mağdurların hak arama mücadelesinde uluslararası hukukun ve toplumsal baskının etkili olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyum sürecinde benzer sorumluluk anlayışının geliştirilmesi açısından da dikkat çekici bir vaka olarak değerlendirilebilir.