Hindistan'da mankenlik ve oyunculuk yapan 24 yaşındaki Twisha Sharma, evliliğinin henüz beşinci ayında ölü bulunmasının ardından eşi ve kayınvalidesi hakkında cinayet suçlamasıyla dava açıldı. Sharma'nın ailesi, genç kadının çeyiz baskısı ve aile içi şiddet nedeniyle öldürüldüğünü iddia ederken, polis soruşturması olayın bir cinayet olduğunu ortaya koydu. Delhi'de yaşanan trajedi, Hindistan'da kadına yönelik şiddet ve çeyiz cinayetlerine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Olayın Arka Planı
Twisha Sharma, geçtiğimiz Ocak ayında evlendiği eşi Arjun Sharma ile birlikte başkent Delhi'de yaşıyordu. Genç kadın, 14 Mayıs'ta evlerinde ölü bulundu. İlk otopsi raporunda boğularak öldürüldüğü belirlenen Sharma'nın vücudunda darp izleri tespit edildi. Olayın ardından gözaltına alınan eş ve kayınvalide, mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Savcılık, çiftin evlilikten kısa süre sonra Twisha'nın ailesinden yüksek miktarda çeyiz talep ettiğini ve bu taleplerin karşılanmaması üzerine genç kadına şiddet uygulandığını öne sürdü.
Twisha'nın ailesi, kızlarının evlilik öncesinde de Arjun ve ailesi tarafından psikolojik baskıya maruz kaldığını, bu durumu defalarca polise bildirdiklerini ancak şikayetlerinin ciddiye alınmadığını ifade etti. Sosyal medyada hızla yayılan olay, Hindistan'da 'çeyiz ölümleri' olarak bilinen ve her yıl binlerce kadının hayatına mal olan vakalara dikkat çekti. Ülkede 2022 yılında resmi kayıtlara göre yaklaşık 6 bin kadın çeyiz talebi nedeniyle hayatını kaybetti. Ancak uzmanlar, gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu, çünkü çoğu vakanın intihar veya kaza olarak raporlandığını belirtiyor.
Hindistan hukukuna göre çeyiz talebi ve çeyiz nedeniyle ölüme sebebiyet vermek ayrı suçlar olarak tanımlanıyor. 1961 tarihli Çeyiz Yasaklama Yasası ve 1983'te ceza kanununa eklenen 498A maddesi, kadınları çeyiz baskısı ve aile içi şiddete karşı korumayı amaçlıyor. Ancak uygulamadaki eksiklikler, yetersiz delil toplama ve yargı süreçlerinin uzunluğu nedeniyle bu yasaların caydırıcılığı sınırlı kalıyor. Twisha Sharma davası, bu yasaların etkinliğini yeniden gündeme getirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan'da kadına yönelik şiddet, ülkenin sosyal dokusunu derinden etkileyen bir sorun olarak uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre Hindistan, dünya genelinde çeyiz cinayetlerinin en yaygın olduğu ülke konumunda. Her yıl binlerce kadının bu şekilde hayatını kaybetmesi, ülkenin kadın hakları konusundaki karnesini olumsuz etkiliyor. Olay, Hindistan'da kadınların güvenliği ve adalet sistemi hakkında küresel bir tartışma başlattı.
BM Kadın Birimi ve insan hakları örgütleri, Hindistan hükümetine çeyiz karşıtı yasaların uygulanmasını güçlendirme, polis eğitimlerini artırma ve toplumsal farkındalık kampanyaları düzenleme çağrısında bulunuyor. Ayrıca, Hindistan'ın küresel bir güç olma hedefiyle çelişen bu tür vakalar, ülkenin uluslararası imajına da zarar veriyor. Hindistan'da kadın cinayetleri ve aile içi şiddet oranları, ülkenin ekonomik büyümesine rağmen toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yetersiz kaldığını gösteriyor.
Uzmanlar, çeyiz cinayetlerinin sadece Hindistan'a özgü olmadığını, Güney Asya'nın birçok ülkesinde benzer sorunlar yaşandığını vurguluyor. Pakistan, Bangladeş ve Nepal'de de çeyiz baskısı nedeniyle binlerce kadın her yıl hayatını kaybediyor. Bu durum, bölgesel işbirliği ve ortak çözüm arayışlarını gerekli kılıyor. Twisha Sharma'nın ölümü, kadına yönelik şiddetin sadece bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir yara olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu trajedi, Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleriyle mücadele konusunda önemli çıkarımlar barındırıyor. Türkiye'de de benzer şekilde kadın cinayetleri ve aile içi şiddet vakaları toplumsal gündemin önemli bir maddesi olmaya devam ediyor. İki ülke de kadın hakları konusunda uluslararası sözleşmelere taraf olmasına rağmen, uygulamada yaşanan aksaklıklar ve hukuki süreçlerdeki ihmaller benzerlikler gösteriyor. Hindistan'daki bu vaka, Türkiye'deki kadın cinayetlerinin önlenmesi için güçlü yasal düzenlemeler ile etkin adli takibatın yanı sıra, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin zorunlu hale getirilmesinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Küresel ölçekte kadına yönelik şiddetle mücadele, sadece ulusal değil, uluslararası dayanışmayı gerektiren bir insan hakları meselesi olarak öne çıkıyor.