Hindistan, son yıllarda yaşadığı hızlı ekonomik büyüme ve altyapı hamleleriyle dünyanın dikkatini çekerken, bu kalkınmanın beraberinde getirdiği güvenlik açıkları da giderek daha fazla can almaya başladı. Özellikle büyük şehirlerde inşaat halindeki gökdelenlerden düşen malzemeler, yoldan geçenleri hedef alan kazalar ve bakımsız köprülerden kopan parçalar, Hindistan’da “düşen cisim” kavramını neredeyse günlük bir kabusa dönüştürdü. Ülkenin dört bir yanında son üç yılda kaydedilen yüzlerce olay, refah artışının otomatik olarak daha güvenli bir yaşam getirmediğini gözler önüne seriyor.
Gelişmenin arka planı: Hızlı kalkınmanın bedeli
Hindistan, 2014’ten bu yana Başbakan Narendra Modi liderliğinde “Hindistan’ı inşa etme” sloganıyla büyük altyapı projelerine imza attı. Yeni havalimanları, metro hatları, otoyollar ve gökdelenler ülkenin siluetini değiştirirken, bu projelerde iş güvenliği standartları aynı hızda gelişemedi. Mumbai, Delhi, Bengaluru gibi metropollerde şantiyelerden sık sık düşen tuğla, demir çubuk ve inşaat atıkları yayalar için ölümcül tehdit oluşturuyor. Yerel basına yansıyan verilere göre, sadece Mumbai’de 2022-2024 arasında düşen cisimler nedeniyle en az 45 kişi hayatını kaybetti, 200’den fazla kişi yaralandı. Bu vakaların büyük kısmı, inşaat firmalarının güvenlik ağı veya koruyucu önlem almamasından kaynaklanıyor.
Uzmanlar, Hindistan’daki düşen cisim sorununun sadece şantiyelerle sınırlı olmadığını belirtiyor. Bakımsız kalan eski binaların cephelerinden kopan parçalar, köprülerden sarkan demir donatılar ve hatta uçan reklam panoları da benzer kazalara yol açıyor. 2023 yılının Temmuz ayında Mumbai’de yağmur fırtınasında devrilen bir reklam panosu 14 kişinin ölümüne neden olmuştu. Bu olay, ülkede denetim mekanizmalarının ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha gündeme getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Gelişmekte olan ülkelerin ortak sorunu
Hindistan’daki bu tablo, aslında gelişmekte olan birçok ülke için tanıdık bir senaryo. Çin, Brezilya, Endonezya ve Türkiye gibi hızlı kentleşen ülkeler de benzer güvenlik açıklarıyla mücadele ediyor. Dünya Bankası verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde iş kazalarının yüzde 40’ı inşaat sektöründe meydana geliyor ve bu kazaların büyük bir kısmı önlenebilir nitelikte. Hindistan örneği, ekonomik büyümenin otomatik olarak daha sıkı güvenlik standartlarını beraberinde getirmediğini, aksine bazen kâr hırsı nedeniyle bu standartların ihmal edilebildiğini gösteriyor. Küresel tedarik zincirlerinin Hindistan’a yönelmesiyle birlikte, yabancı yatırımcılar da bu güvenlik sorunlarının üretim maliyetlerine ve itibar risklerine yansımasından endişe duyuyor.
Öte yandan, Hindistan hükümeti son yıllarda iş güvenliği yasalarını güncelleme çabasında. 2020’de çıkarılan İş Güvenliği ve Sağlığı Kanunu, inşaat sektöründe daha sıkı denetim öngörse de, uygulamada büyük boşluklar bulunuyor. Yerel sivil toplum kuruluşları, denetçi sayısının yetersizliğine ve rüşvet mekanizmalarının güvenlik kontrollerini etkisiz kıldığına dikkat çekiyor. Bu durum, Hindistan’ın iddialı kalkınma hedefleri ile vatandaşlarının temel güvenlik ihtiyacı arasında bir çelişki yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de özellikle 2000’li yıllardaki hızlı kentleşme ve inşaat patlaması döneminde benzer güvenlik sorunları yaşadı. 1999 Marmara Depremi sonrası yapı denetim reformlarına rağmen, kaçak yapı ve denetimsiz inşaat vakaları hâlâ gündemde. Hindistan’daki düşen cisim kazaları, Türkiye’nin inşaat sektöründe iş güvenliği kültürünü ne kadar geliştirdiğini sorgulatıyor. Özellikle büyükşehirlerde şantiye güvenlik önlemlerinin yetersizliği ve iş kazalarının yüksekliği, Türkiye’nin de bu alanda daha sıkı denetim ve cezai yaptırımlara ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, Hindistan’daki gelişmeler, Türk inşaat firmalarının yurtdışı projelerinde güvenlik standartlarına uyumunun önemini hatırlatıyor. Türkiye’nin benzer bir can kaybı zinciriyle karşılaşmaması için, kalkınma hamlelerinin güvenlikle dengelenmesi kritik bir öncelik olarak duruyor.