Hindistan İstatistik ve Program Uygulama Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre ülke ekonomisi 2023-24 mali yılının son çeyreğinde yüzde 7,8 büyüdü. Ancak bu etkileyici rakam, sokaktaki Hintlinin günlük hayatında aynı karşılığı bulmuyor. Yüksek gıda enflasyonu, genç işsizliği ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, büyüme verileriyle halkın ekonomik algısı arasında derin bir uçurum yaratıyor. Muhalefet partileri ve ekonomistler, resmi rakamların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.
Büyüme Rakamları ile Halkın Gerçeği Arasındaki Uçurum
Hindistan, dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomilerinden biri olarak gösteriliyor. Son açıklanan yüzde 7,8'lik büyüme oranı, hükümetin ekonomik politikalarını destekler nitelikte. Ancak bu büyümenin meyveleri geniş kitlelere ulaşmıyor. Kırsal kesimde yaşayan milyonlarca insan, gıda fiyatlarındaki artıştan şikayetçi. Özellikle soğan, domates gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki dalgalanmalar, hane halkı bütçelerini zorluyor. Kentsel alanlarda ise kira ve ulaşım maliyetleri hızla artıyor. Ücretler ise aynı hızda yükselmiyor.
Resmi enflasyon oranı yüzde 5 civarında seyretse de, gıda enflasyonu çok daha yüksek. Hindistan Merkez Bankası'nın (RBI) verilerine göre, gıda enflasyonu zaman zaman çift haneli rakamlara ulaşıyor. Bu durum, özellikle dar gelirli ailelerin alım gücünü eritiyor. Ekonomistler, büyüme rakamlarının kişi başına gelire yansımadığını, dolayısıyla halkın refahında hissedilir bir iyileşme olmadığını belirtiyor.
İşsizlik de bir diğer önemli sorun. Hindistan'da genç nüfus hızla artarken, yeterli istihdam yaratılamıyor. Özellikle üniversite mezunu gençler arasında işsizlik oranı yüksek. Hükümetin "Make in India" gibi girişimleri yeni iş alanları açsa da, bu işler genellikle düşük ücretli ve güvencesiz. Tarım sektöründe ise gizli işsizlik yaygın. Kırsal kesimde yaşayanlar, geçimlerini sağlamak için şehirlere göç etmek zorunda kalıyor, ancak orada da bekledikleri yaşam standardını bulamıyorlar.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan'ın ekonomik performansı, küresel ekonomi için de önemli. Ülke, satın alma gücü paritesine göre dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumunda. Ancak büyümenin kompozisyonu sorgulanıyor. Hizmet sektörü ve imalat sanayi büyürken, tarım sektörü geriliyor. Bu durum, istihdam yapısını olumsuz etkiliyor. Ayrıca, ekonomik büyümenin çevresel maliyetleri de göz ardı ediliyor. Hava kirliliği, su kıtlığı gibi sorunlar, uzun vadeli büyümeyi tehdit ediyor.
Küresel yatırımcılar için Hindistan cazip bir pazar. Yabancı doğrudan yatırımlar artıyor. Ancak bu yatırımların çoğu büyük şehirlerde ve belirli sektörlerde yoğunlaşıyor. Kırsal kesim ve küçük işletmeler bu pastadan pay alamıyor. Bu da ekonomik büyümenin tabana yayılmadığını gösteriyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Hindistan'ın büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize etse de, bu büyümenin kapsayıcı olmadığı yönünde uyarılar yapıyor.
Hindistan'ın büyüme hikayesi, diğer gelişmekte olan ülkeler için de ders niteliğinde. Sadece GSYİH büyümesine odaklanmak, halkın refahını artırmaya yetmiyor. İstihdam yaratmayan, gelir dağılımını iyileştirmeyen bir büyüme, toplumsal huzursuzluğu artırıyor. Hindistan'da yaklaşan seçimler öncesinde bu tartışma daha da önem kazanıyor. Hükümet, ekonomik başarıları öne çıkarırken, muhalefet halkın geçim sıkıntısını dile getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'ın yaşadığı bu ikilem, Türkiye için de benzer bir uyarı niteliğinde. Türkiye de zaman zaman yüksek büyüme rakamları açıklasa da, halkın büyük bölümü bu büyümeyi hissetmiyor. Enflasyon, işsizlik ve gelir adaletsizliği Türkiye'nin de temel sorunları arasında. Hindistan örneği, büyümenin istihdam ve refah artışıyla desteklenmediği sürece toplumsal memnuniyetsizliğin süreceğini gösteriyor. Türkiye için de ihracata dayalı, istihdam yoğun ve kapsayıcı bir büyüme modeli şart. Aksi halde ekonomik verilerle halkın algısı arasındaki makas daha da açılabilir.