Hindistan, Myanmar sınırında oluşturduğu tampon bölgeyle "sızmacıları" engellemeyi hedeflerken, kendi vatandaşlarını aylardır süren belirsizlik, temel hizmetlerden yoksunluk ve sefalet içinde bıraktı. Manipur ve Mizoram eyaletleri boyunca uzanan 1.643 kilometrelik sınırda kurulan tampon bölge, bölge halkı için adeta bir açık hava hapishanesine dönüştü. Yerel kaynaklara göre, binlerce kişi gıda, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişemiyor; geçim kaynakları yok edildi.
Tampon Bölgenin Arka Planı ve İnsani Maliyeti
Hindistan hükümeti, 2021 askeri darbesinden bu yana Myanmar'dan gelen mülteci akınını ve silahlı grupların sızma girişimlerini gerekçe göstererek sınır boyunca "serbest hareket rejimi"ni askıya aldı. Öteden beri sınırın her iki yakasındaki halklar, akrabalık ve ticaret bağlarıyla iç içe yaşarken, yeni düzenlemeler bu bağları kopardı. Tampon bölge ilan edilen alanlarda yaşayanlar, kimlik kartlarının iptal edilmesiyle temel haklarını yitirdi. Mizoram'ın güneyindeki Lunglei bölgesinde yaşayan bir yetkili, "İnsanlar artık kendi topraklarında mülteci durumuna düştü" diyor. Bölge sakinleri, tarlalarına gidemedikleri gibi, pazara çıkıp ürünlerini satamıyor; çocuklar okula gidemiyor. Sağlık ocakları ise ilaç ve personel yetersizliği nedeniyle çalışamaz hale geldi. Hindistan İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla sınırın 10 kilometrelik şeridinde yaşayanlar, özel izin olmadan bölgeden çıkamıyor. Bu durum, bölgeyi fiili bir kuşatma altına almış durumda.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hindistan'ın bu politikasını "insan hakları ihlali" olarak nitelendirerek raporlarına taşıdı. Örgütler, tampon bölgenin sızmacıları durdurmak bir yana, sivil halkı cezalandırdığını savunuyor. Hindistan hükümeti ise güvenlik gerekçelerini öne sürerek eleştirileri reddediyor. Ancak bölgedeki askeri varlık her geçen gün artarken, sınır ihlalleri de rapor ediliyor. Yerel halk, ne devletten ne de uluslararası kuruluşlardan yeterli yardım alamadıklarını belirtiyor. Özellikle Mizoram ve Manipur'da etnik gruplar arası gerilim de tırmanıyor; tampon bölge, farklı topluluklar arasında yeni çatışma hatları yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan'ın Myanmar sınırındaki bu uygulaması, Güney Asya'da istikrarsızlığı derinleştiriyor. Myanmar'daki iç savaş, Çin'in bölgedeki etkisini artırması ve ASEAN'ın etkisizliği, Hindistan'ı sınır güvenliğinde daha sert önlemler almaya itiyor. Yeni Delhi, aynı zamanda Çin ile olan sınır anlaşmazlıklarında da benzer taktikler izliyor; ancak bu kez kendi vatandaşlarına karşı. Uzmanlar, Hindistan'ın "sızma" tanımını genişleterek mültecileri ve yerel halkı da kapsayacak şekilde kullandığını belirtiyor. Bu politikalar, Hindistan'ın demokrasi ve insan hakları siciline gölge düşürürken, bölgedeki ABD-Çin rekabeti bağlamında da önemli bir kırılma noktası oluşturuyor. Çin, Myanmar'daki askeri cuntaya verdiği destekle Hindistan'ı çevreleme stratejisi güderken, Hindistan'ın kendi sınırlarında yarattığı insani kriz, Pekin'in elini güçlendiriyor. Ayrıca, tampon bölge, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı için yeni bir koridor haline gelmiş durumda; güvenlik gerekçesiyle atılan adımlar, aslında gayri resmi ağları besliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'ın kendi vatandaşlarını sınır bölgesinde fiilen kuşatma altına alması, Türkiye'nin sınır güvenliği ve mülteci politikaları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir örnektir. Türkiye, Suriye sınırında benzer güvenlik endişeleriyle tampon bölgeler oluşturmuş, ancak bu bölgelerdeki sivil halkın haklarını korumaya yönelik adımlar atmıştır. Hindistan örneği, güvenlik gerekçeleriyle yerinden edilen toplulukların uzun vadede radikalleşme ve istikrarsızlık riskini artırdığını gösteriyor. Türkiye, bölgesel istikrar için insani boyutu gözeten politikalar geliştirmeli ve uluslararası platformlarda bu tür ihlallere karşı sesini yükseltmelidir. Ayrıca, Asya'daki gelişmeler, Türkiye'nin küresel insan hakları savunuculuğu rolünü pekiştirmesi için bir fırsat sunuyor.