Hindistan hükümeti, ülkeye yasa dışı girişleri engellemek amacıyla sınır bölgelerinde oluşturduğu tampon zonelarda binlerce kendi vatandaşını tuzağa düşürdü. Resmi rakamlara göre, özellikle kuzeydoğu eyaletlerinde ve Bengal sınırında yaşayan yaklaşık 250 bin kişi, ne tam vatandaşlık haklarına sahip ne de başka bir ülkeye geçebiliyor. Bu kişiler, temel sağlık, eğitim ve istihdam hizmetlerinden mahrum bir şekilde, adeta açık hava hapishanesinde yaşam mücadelesi veriyor. İnsan hakları örgütleri, durumu 'insanlık dışı' olarak nitelendiriyor.
Arka Plan: Sınır Politikaları ve Tampon Bölge Uygulamaları
Hindistan, 1971 Bangladeş Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana sınır güvenliğine büyük önem veriyor. Özellikle 2014'te iktidara gelen Narendra Modi hükümeti, 'sızma' iddialarına karşı sert önlemler aldı. 2019'da yürürlüğe giren Vatandaşlık Değişiklik Yasası (CAA) ve Ulusal Vatandaşlık Kaydı (NRC) uygulamaları, özellikle Müslüman azınlıkları hedef aldı. Bu yasalar çerçevesinde, sınır bölgelerinde yaşayan ve belgelerini kaybeden binlerce kişi 'yabancı' ilan edildi. Hükümet, sınır boyunca tel örgüler ve gözetleme kuleleri inşa ederek fiziksel bariyerler oluşturdu. Ancak bu bariyerler, aynı zamanda yerel halkın geçim kaynaklarına erişimini de kesti. Tampon bölgelerde yaşayanlar, tarım arazilerine ve pazarlara ulaşamaz hale geldi. Yerel yönetimler, bu kişilere ne vatandaşlık ne de mülteci statüsü veriyor; sadece 'geçici kimlik kartı' ile sınırlı hareketlilik sağlanıyor. Bu kartlar, sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmak için yeterli değil.
Özellikle Assam eyaletinde, 2019'da yapılan NRC sayımı sonucunda 1,9 milyon kişi vatandaşlık listesinden çıkarıldı. Bu kişilerin çoğu, Hindistan'ın bağımsızlığından önce bölgeye yerleşmiş Bengali kökenli Müslümanlar. Hükümet, bu kişileri Bangladeş'e sınır dışı etmeyi planlıyor ancak Bangladeş, onları kabul etmeye yanaşmıyor. Sonuç olarak, bu insanlar iki ülke arasında sıkışıp kaldı. Tampon bölgelerde, temiz suya erişim yok denecek kadar az; elektrik kesintileri günlük yaşamın parçası. Çocuklar okula gidemiyor, hastalar hastaneye ulaşamıyor. İnsan kaçakçılığı ve zorla çalıştırma vakaları artmış durumda. Bölgede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, yardım ulaştırmakta güçlük çekiyor; hükümet, bölgeye girişleri kısıtlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsan Hakları İhlalleri ve Uluslararası Tepkiler
Hindistan'ın bu politikası, uluslararası arenada eleştirilere yol açıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, 2023 raporunda, Hindistan'ın sınır bölgelerindeki uygulamalarını 'vatandaşlık haklarının ihlali' olarak tanımladı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü, Hindistan hükümetine çağrıda bulunarak, bu kişilere yasal statü verilmesini talep etti. Ancak Hindistan, egemenlik haklarına atıfta bulunarak bu çağrıları reddediyor. Bölgesel olarak, Bangladeş ile ilişkiler gerilmiş durumda. Bangladeş, Hindistan'ın sınır dışı etme girişimlerini 'insan hakları ihlali' olarak nitelendiriyor ve geri almayı kabul etmiyor. Çin ve Pakistan gibi ülkeler, Hindistan'ın iç işlerine karışmamakla birlikte, konuyu uluslararası platformlarda dile getiriyor. ABD ve Avrupa Birliği, Hindistan'a insan hakları konusunda daha fazla baskı yapılması gerektiğini savunuyor; ancak ekonomik çıkarlar nedeniyle sert yaptırımlardan kaçınıyor. Hindistan, dünyanın en büyük demokrasisi olarak anılırken, bu tür uygulamalar itibarını zedeliyor. Uzmanlar, bu politikaların uzun vadede bölgesel istikrarsızlığa yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'ın sınır bölgelerinde kendi vatandaşlarını tuzağa düşürmesi, Türkiye'nin göç ve sınır politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, Suriye sınırında benzer şekilde tampon bölgeler oluşturdu ve milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor. Ancak Türkiye, mültecilere geçici koruma statüsü vererek temel hizmetlere erişimlerini sağlıyor. Hindistan örneği, sınır güvenliği ile insan hakları arasındaki dengenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Türkiye, kendi sınır politikalarında bu dengeyi gözetmeli; aksi halde uluslararası alanda eleştirilere maruz kalabilir. Ayrıca, Hindistan'ın yaşadığı durum, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü mülteci mutabakatı ve vize serbestisi görüşmelerinde elini güçlendirebilir; zira Türkiye, mültecilere daha insani koşullar sağladığını savunuyor. Bölgesel istikrar açısından, Güney Asya'daki bu tür uygulamalar, küresel göç krizini derinleştirebilir ve Türkiye gibi transit ülkeler üzerindeki baskıyı artırabilir.