Hindistan'ın başkenti Delhi'de iki Müslüman kadın gazeteci, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra darp edildiklerini öne sürdü. Gazeteciler, olayın Müslüman karşıtı bir saldırı olduğunu ve mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alındıklarını iddia ediyor. Delhi Polis Teşkilatı ise suçlamaları reddederek gözaltının yasal çerçevede gerçekleştiğini savunuyor.
Olayın Ayrıntıları ve Gazetecilerin İfadeleri
Olay, 12 Mart 2025 tarihinde Delhi'nin kuzeydoğusundaki bir bölgede meydana geldi. İddiaya göre, gazeteciler Şehla (soyadı belirtilmedi) ve Ayşe (soyadı belirtilmedi), bir protesto gösterisini takip ederken polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltı sırasında fiziksel müdahaleye maruz kaldıklarını belirten gazeteciler, darp raporu aldı. Raporlara göre vücutlarında morluklar ve sıyrıklar tespit edildi.
Gazeteciler, olay anında kimliklerini göstermelerine rağmen polisin kendilerine "terörist" muamelesi yaptığını ileri sürdü. Şehla, yaptığı açıklamada, "Bizi kelepçeleyip yerlerde sürüklediler. Hiçbir direniş göstermedik, sadece görevimizi yapıyorduk" dedi. Ayşe ise, "Polis bize Müslüman olduğumuz için hakaret etti. Bu saldırı, basın özgürlüğüne yönelik bir tehdittir" ifadelerini kullandı.
Delhi Polis Teşkilatı Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, gazetecilerin "izinsiz gösteriye katıldıkları" gerekçesiyle gözaltına alındığını ve herhangi bir fiziksel saldırının söz konusu olmadığını belirtti. Sözcü, olayla ilgili iç soruşturma başlatıldığını duyurdu. Ancak gazetecilerin avukatı, polis kameralarının (body cam) kaydedilmediğini ve görgü tanıklarının baskı altına alındığını iddia etti.
Basın Özgürlüğü ve Azınlık Hakları Endişeleri
Bu olay, Hindistan'da son yıllarda artan basın özgürlüğü ihlalleri ve Müslüman azınlığa yönelik ayrımcılık tartışmalarının bir parçası olarak görülüyor. Uluslararası basın özgürlüğü kuruluşları, Hindistan'ı gazeteciler için "tehlikeli" ülkeler arasında gösteriyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Hindistan 180 ülke arasında 159. sırada yer aldı.
Hindistan'da iktidardaki Bharatiya Janata Party (BJP) hükümeti, sık sık Müslümanlara yönelik nefret söylemini teşvik etmekle ve muhalif sesleri susturmakla suçlanıyor. Özellikle 2014'ten bu yana Müslüman gazeteciler, aktivistler ve avukatlar hedef alınıyor. Delhi'de 2020'deki Müslüman karşıtı ayaklanmalarda da benzer polis şiddeti iddiaları gündeme gelmişti.
Olayın ardından Delhi Gazeteciler Birliği ve birçok sivil toplum kuruluşu, bağımsız bir soruşturma çağrısı yaptı. Uluslararası Af Örgütü Hindistan şubesi, "Bu saldırı, gazetecilerin güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Failler cezalandırılmalı" açıklamasında bulundu. Hindistan hükümeti ise uluslararası eleştirileri "iç işlerimize müdahale" olarak nitelendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'daki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte basın özgürlüğü ve Müslüman azınlıkların korunması açısından önemli bir gösterge. Türkiye, uluslararası platformlarda İslamofobi ve azınlık hakları konusunda aktif bir söylem yürütüyor. Bu tür olaylar, Türkiye'nin çok taraflı forumlarda (BM, İİT) Hindistan'a yönelik eleştirilerini haklı çıkarabilir. Ayrıca Türkiye-Hindistan ilişkileri son yıllarda ekonomik ve savunma alanında gelişme gösterse de, bu tür insan hakları ihlalleri ikili ilişkilerde zaman zaman gerilim yaratabilir. Türk kamuoyu, Müslüman gazetecilere yapılan saldırıya duyarsız kalmayacaktır.