Hindistan'ın en tanınmış siyasi mahkumlarından aktivist Umar Khalid, altı yıldır yargılanmayı beklediği Delhi hapishanesinde yaşadığı zorlukları anlattı. 33 yaşındaki Khalid, 2019'da gözaltına alındığından bu yana cezaevinde olmasına rağmen henüz bir mahkeme önüne çıkarılmadı. Jawaharlal Nehru Üniversitesi'nde (JNU) doktora öğrencisiyken sol görüşleriyle tanınan Khalid, Başbakan Narendra Modi hükümetine yönelik muhalefeti ve 2013 Şubatı'nda Delhi'de düzenlenen bir yürüyüşte kastallık karşıtı sloganlar atılmasındaki rolü nedeniyle tutuklandı. Khalid, hapishanede en zor anın gün batımı olduğunu söylüyor: "Güneşin batışı, hücresine dönüşün ve dış dünyayla bağların kesildiğinin simgesi." Kendisine yöneltilen suçlamalar arasında yasadışı faaliyetlerde bulunmak, terörizmi finanse etmek ve yıkıcı faaliyetlerde bulunmak yer alıyor. Ancak Khalid, tüm suçlamaları reddediyor ve kendisinin sadece bir insan hakları savunucusu olduğunu vurguluyor. Altı yılın ardından hâlâ bir duruşma tarihi verilmemiş olması, Hindistan'da yargılama sürecinin ne kadar yavaş işlediğini ve adaletin ne kadar geciktiğini gözler önüne seriyor.
Umar Khalid'in Mücadelesi: Adaletin Gecikmesi ve Siyasi Baskılar
Khalid, 2016 yılında JNU'da düzenlenen bir etkinlikte Hindistan'ın bölünmesini anmak için yapılan bir gösteriyle gündeme geldi. Bu olayın ardından üniversite yönetimi tarafından uzaklaştırıldı ve kastallık karşıtı sloganlar atması gerekçe gösterilerek ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı. 2019'da Delhi'de düzenlenen bir protesto gösterisinde, Cumhuriyet Bayramı'nda kast ayrımcılığını protesto etmek için düzenlenen yürüyüşün organizatörlerinden biriydi. Bu yürüyüş sırasında çıkan olaylarda bir kişi hayatını kaybetti. Khalid, olaylarla bir ilgisi olmadığını, sadece barışçıl bir protesto düzenlediğini belirtiyor. Ancak polis, onu isyan çıkarmak, kamu malına zarar vermek ve terörist faaliyetleri desteklemekle suçladı. Altı yıldır yargılanmayı bekleyen Khalid, bu sürecin bir tür psikolojik işkence olduğunu söylüyor: "Her gün uyanıp aynı hücrede aynı duvarları görmek, size ne kadar güçsüz olduğunuzu hatırlatıyor. Ama aynı zamanda direnişinizi de besliyor."
Khalid'in avukatı, yargılama sürecinin bu kadar uzamasının nedenini, hükümetin siyasi muhalifleri susturma çabasına bağlıyor. Özellikle Modi hükümetinin Ulusal Soruşturma Ajansı (NIA) ve diğer zorla yetkileri kullanarak muhalefeti bastırdığını iddia ediyor. Khalid, bu durumu "insanlık ayrıcalıktır" sözleriyle özetliyor: "Milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamak bir ayrıcalık haline geldi. Hükümetler, bu ayrıcalığı sadece kendilerine biat edenlere veriyor."
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hindistan'ın Demokratik İtibarı
Umar Khalid'in durumu, Hint demokrasisinin ve hukukun üstünlüğünün sorgulanmasına neden oluyor. Hindistan, dünyanın en büyük demokrasisi olarak tanınmasına rağmen, son yıllarda siyasi muhaliflere yönelik baskılar ve yargı bağımsızlığının zayıflaması eleştirileriyle karşı karşıya. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Khalid'in de aralarında olduğu siyasi mahkumların serbest bırakılması için çağrıda bulunuyor. Ancak Modi hükümeti, bu tür eleştirileri ulusal güvenlik gerekçesiyle reddediyor ve içişlerine karışma olarak nitelendiriyor.
Khalid'in davası aynı zamanda Hindistan'daki kast sistemi ve sosyal adaletsizlikle de bağlantılı. Kendisi, daha alt kastlardan gelen bir Müslüman olarak, hem dini hem de kast temelli ayrımcılığa maruz kaldığını belirtiyor. 2013'te Delhi'deki protesto, özellikle üniversitelerde yaygın olan kast ayrımcılığına karşı bir direniş eylemiydi. Hindistan'da kast temelli ayrımcılık yasal olarak kaldırılmış olsa da, toplumsal olarak hâlâ derin izler taşıyor. Khalid'in mücadelesi, bu baskıya karşı direnişin sembolü haline geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için Hindistan'daki insan hakları durumuna dair bir gösterge niteliği taşıyor. İki ülke de güçlü yürütme erki ve muhalif sesleri susturma eğilimiyle benzerlikler gösteriyor. Türkiye, benzer şekilde siyasi muhaliflere yönelik uzun süreli tutukluluk ve yargılamalar nedeniyle uluslararası eleştiriler alıyor. Hindistan'daki bu durum, Türkiye'nin de karşılaştığı insan hakları ihlali suçlamalarına bir paralellik oluşturuyor. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticari ve diplomatik ilişkiler göz önüne alındığında, Hindistan'daki siyasi durumun demokratik standartlarını koruması, Türkiye'nin de uluslararası alanda itibarını etkileyebilecek bir faktör. Türkiye, bu tür durumlarda diplomatik destek veya kınama yoluyla pozisyon alabilir. Bölgesel olarak, Hindistan'daki istikrarsızlık veya insan hakları ihlallerinin artması, Güney Asya'da dengeleri değiştirebilir ve Türkiye'nin bu bölgedeki ekonomik çıkarlarını dolaylı olarak etkileyebilir.