Uluslararası ilişkilerde Güney Asya'da sessiz ama derin bir dönüşüm yaşanıyor. Küçük devletler, Hindistan'a olan geleneksel bağımlılıklarını azaltarak Çin ve ABD gibi güçlerle daha geniş bir ilişki yelpazesi geliştiriyor. Analistlere göre, bu değişim Hindistan'ın bölgesel üstünlüğünün sorgulanmasına yol açıyor ve liderliğin artık yalnızca coğrafyaya dayanamayacağını gösteriyor.
Değişen güç dengeleri
Uzmanlar, bölgesel düzende yaşanan bu kaymayı birçok faktöre bağlıyor. Birincisi, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Güney Asya ülkelerine yaptığı büyük yatırımlar, bu ülkelerin altyapı ve enerji ihtiyaçlarına çözüm sunuyor. İkincisi, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi doğrultusunda bölge ülkeleriyle güvenlik ve ticaret bağlarını güçlendirmesi, alternatif bir seçenek oluşturuyor. Bu gelişmeler, Nepal, Sri Lanka, Maldivler ve Bangladeş gibi ülkelerin bağımsız manevra alanlarını genişletiyor.
Hindistan'ın bu değişime tepkisi ise yetersiz görülüyor. Yeni Delhi'nin komşularına yönelik politikaları uzun süredir 'komşular önce' ilkesine dayanmasına rağmen, uygulamada bu ülkelerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara ve iç siyasi krizlere yeterli desteği sağlamadığı belirtiliyor. Örneğin, Sri Lanka'nın 2022'de yaşadığı ekonomik çöküş sırasında Hindistan'ın sağladığı yardımın yetersiz kalması, Kolombo yönetimini Çin'e yakınlaştırdı. Benzer şekilde, Maldivler'de ithalat bağımlılığı nedeniyle Hindistan ile yaşanan gerginlikler, Male'nin Pekin ile iş birliğini artırmasına neden oldu.
Uzmanlara göre, bu eğilim yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı kalmıyor; Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (SAARC) gibi bölgesel kurumların işlevsizliği de Hindistan'ın liderlik iddiasını zayıflatıyor. Pakistan'ın engellemeleri nedeniyle SAARC'ın etkisiz kalması, üye ülkelerin alternatif arayışlarını hızlandırıyor.
Küresel güçlerin rekabeti
Hindistan'ın bölgesel üstünlüğünü kaybetmesinde, küresel güçlerin Güney Asya'ya artan ilgisi belirleyici oluyor. Çin, Pakistan'a yaptığı devasa yatırımların yanı sıra Sri Lanka'daki limanlar ve Maldivler'deki altyapı projeleriyle stratejik bir ağ kuruyor. Öte yandan ABD, Hindistan'ı dengelemek için değil, aksine Hint-Pasifik'te Çin'in yükselişine karşı ittifaklar kurarken bölge ülkeleriyle güvenlik iş birliğini derinleştiriyor. Bu durum, küçük devletlere farklı güç odakları arasında denge kurma fırsatı veriyor.
Bölgesel uzmanlar, Hindistan'ın bu rekabete karşı daha proaktif bir strateji izlemesi gerektiğini savunuyor. Sadece coğrafi yakınlığın liderlik getirmediğini, bunun karşılıklı yarar sağlayan projeler, ticaret anlaşmaları ve insani yardımlarla pekiştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Örneğin, Hindistan'ın kuzeydoğu bölgesindeki gelişmemiş sınır bölgelerine yatırım yapması, Bangladeş ve Nepal ile bağlarını güçlendirebileceği gibi bölgesel ticareti de artırabilir. Ayrıca, Hindistan'ın deniz güvenliği konusunda Maldivler ve Sri Lanka ile iş birliği yapması, Çin'in etkisini dengeleyebilir.
Güney Asya'daki bu dönüşüm, sadece Hindistan için değil, bölgedeki tüm ülkeler ve küresel güçler için yeni bir denge arayışını başlatmış durumda. Bu süreç, önümüzdeki yıllarda Hint-Pasifik bölgesindeki jeopolitik dengeleri yakından etkileyecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hindistan ve Güney Asya ile ilişkilerini genellikle ticaret ve savunma alanında çeşitlendirmeye çalışıyor. Hindistan'ın bölgesel gücünün azalması, Türkiye açısından bu ülkeyle olan ilişkilerini doğrudan etkilemese de, Hint-Pasifik'teki güç dengelerindeki değişim Türkiye'nin bölgeye yönelik stratejik hesaplarını etkileyebilir. Özellikle Çin'in artan etkisi, Türkiye'nin Orta Asya ve Güney Asya'daki ekonomik iş birliklerini daha da önemli hale getiriyor. Türkiye, küçük devletlerle kurduğu insani diplomasi ve tecrübe paylaşımı modelleriyle, bu yeni denklemde kendine yer bulabilir.