Kenya’da LGBT+ topluluklarına hizmet veren sivil toplum kuruluşları, Batılı bağışçıların fonlarını keskin biçimde azaltmasıyla zorlu bir dönemden geçiyor. Örgütler, personel çıkarmak, hizmetleri küçültmek ve hayatta kalmak için acı kararlar almak zorunda kalıyor. Ancak eşcinsel, biseksüel, trans ve interseks bireylere yönelik ayrımcılığın yaygın olduğu bu Doğu Afrika ülkesinde, aktivistler varlıklarını sürdürmek için yeni yollar arıyor. Özellikle sağlık hizmetleri, hukuki danışmanlık ve güvenli alanlar gibi temel hizmetler, fon kesintilerinden en çok etkilenen alanlar oldu. Buna rağmen, topluluk içi dayanışma ve yerel bağış kampanyaları sayesinde bazı örgütler ayakta kalmayı başarıyor.
Fon kesintilerinin ardındaki küresel dinamikler
Kenya’daki LGBT+ örgütlerinin karşı karşıya kaldığı finansal daralma, küresel ölçekte LGBT+ haklarına yönelik artan muhafazakâr tepkilerle paralel ilerliyor. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri, insan hakları fonlarını yeniden değerlendirirken, Kenya gibi ülkelerdeki destek programlarını da gözden geçiriyor. Özellikle ABD’deki bazı eyaletlerin LGBT+ karşıtı yasaları, uluslararası bağışçıların önceliklerini değiştirmesine yol açtı. Bunun yanı sıra, COVID-19 salgını sonrası ekonomik toparlanma çabaları, birçok hükümetin yurtdışı yardım bütçelerini kısmasına neden oldu. Kenya merkezli LGBT+ örgütlerinin başında gelen Gay and Lesbian Coalition of Kenya (GALCK), fonların yüzde 40 oranında azaldığını ve bunun sonucunda onlarca çalışanın işten çıkarıldığını açıkladı. Örgüt, özellikle kırsal bölgelerdeki LGBT+ bireylere ulaşan mobil sağlık kliniklerini durdurmak zorunda kaldı.
Bir diğer büyük örgüt olan National Gay and Lesbian Human Rights Commission (NGLHRC) ise hukuki mücadele bütçesini yarıya indirdi. NGLHRC’nin başkanı, “Mahkemelerde kazanımlar elde etmek için avukat ücretleri ve dava masrafları kritik; ancak şu anda en temel ihtiyaçları bile karşılamakta zorlanıyoruz” dedi. Kesintiler, özellikle HIV/AIDS danışmanlığı, psikolojik destek ve şiddet mağdurlarına yönelik acil barınma hizmetlerini sekteye uğrattı. Birleşmiş Milletler verilerine göre Kenya’da her dört LGBT+ bireyden biri, aile içi veya toplumsal şiddete maruz kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika’da LGBT+ hakları kırılgan bir zeminde
Kenya’daki bu tablo, Afrika kıtasının genelinde LGBT+ haklarının ne kadar hassas bir dengede olduğunu gösteriyor. Uganda’nın 2023’te imzaladığı ve eşcinselliği suç sayan yasa, Nijerya’nın “eşcinsel evlilik yasağı” ve Gana’da hazırlanan benzer yasa tasarıları, kıtada yükselen homofobik dalganın işaretleri. Buna karşılık, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi’nin eşcinsel evliliği tanıması ve Botswana’nın eşcinsellik karşıtı yasaları kaldırması gibi olumlu örnekler de var. Ancak Kenya, hem Doğu Afrika’nın ekonomik merkezi hem de uluslararası bağışçıların en yoğun olduğu ülkelerden biri olarak, LGBT+ hareketinin geleceği açısından kritik bir test alanı.
Fon kesintileri, sadece Kenya’yı değil, bölgedeki diğer ülkelerde faaliyet gösteren örgütleri de etkiliyor. Tanzanya’da LGBT+ dernekleri tamamen kapanma noktasına gelirken, Etiyopya’da sadece birkaç küçük grup çevrimiçi faaliyet yürütebiliyor. Uluslararası Af Örgütü, Afrika’da LGBT+ bireylere yönelik nefret suçlarının 2023’te yüzde 30 arttığını raporladı. Bu durum, bağışçıların fonları geri çekmesinin somut sonuçlarını gözler önüne seriyor: Daha az hizmet, daha az savunuculuk ve daha fazla şiddet.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kenya’daki LGBT+ örgütlerine yönelik fon kesintileri, Türkiye’de de sivil toplumun karşı karşıya olduğu benzer zorluklara işaret ediyor. Batılı bağışçıların Türkiye’deki insan hakları örgütlerine yönelik yardımlarının da son yıllarda azaldığı biliniyor. Bu durum, özellikle LGBT+ alanında çalışan dernekler için hizmet kapasitesinin daralmasına yol açıyor. Türkiye’nin muhafazakâr siyasi iklimi, Kenya’daki gibi bir dış bağımlılık sorununu derinleştiriyor. Küresel ölçekte yükselen sağ popülizm, Türkiye dahil birçok ülkede LGBT+ haklarını hedef alırken, bu kesintilerin bölgesel etkisi, sivil toplumun kırılganlığını artırıyor.