Güney Afrika'nın Durban kentinde yaşayan 33 yaşındaki Princess Adjei, Kasım ayında açtığı kuaför salonunu terk etmek zorunda kaldı. Henüz yürümeye başladığı yaşlarda Gana'dan ailesiyle birlikte gelen Adjei için Güney Afrika'dan başka bir yuva yoktu. Ancak son haftalarda artan yabancı düşmanlığı saldırıları, nesillerdir ülkede yaşayan Afrikalı göçmenleri dahi hedef alıyor. Adjei gibi binlerce kişi, can güvenliklerini korumak için işlerini ve evlerini bırakıp kaçmak zorunda kalıyor.
Gelişmenin arka planı
Güney Afrika'da yabancı düşmanlığı yeni bir olgu değil. Ülke, 1994'te apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana özellikle diğer Afrika ülkelerinden gelen göç dalgalarına tanık oldu. Ekonomik fırsatlar arayan Zimbabve, Mozambik, Malavi ve diğer komşu ülkelerden gelenler, zamanla Güney Afrika toplumunun ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak yüksek işsizlik oranları ve ekonomik durgunluk, yerel halk arasında yabancılara karşı giderek artan bir düşmanlığı körüklüyor.
Son saldırı dalgası, özellikle KwaZulu-Natal bölgesinde yoğunlaştı. Saldırganlar, yabancılara ait iş yerlerini yağmaladı, evleri ateşe verdi ve en az iki kişinin ölümüne neden oldu. Polis müdahale etmekte gecikince, birçok göçmen geçici sığınaklara sığındı. Durban'da bir toplum merkezinde barınan Adjei, "Burada doğup büyüdüm, hiçbir zaman kendimi yabancı hissetmemiştim" diyor.
Güney Afrika hükümeti, saldırıları kınamakla birlikte kalıcı çözüm üretmekte zorlanıyor. Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, şiddeti "kabul edilemez" olarak nitelese de, yerel yönetimlerin ve emniyet güçlerinin yabancı düşmanlığıyla mücadelede yetersiz kaldığı eleştirileri yapılıyor. Göçmen hakları savunucuları, hükümetin uzun vadeli entegrasyon politikaları geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Güney Afrika, kıtanın en sanayileşmiş ekonomisi olarak diğer Afrika ülkelerinden gelen göçmenler için cazibe merkezi olmaya devam ediyor. Ancak yabancı düşmanlığı, yalnızca Güney Afrika'nın değil, tüm bölgenin istikrarını tehdit ediyor. Afrika Birliği, göçmenlere yönelik şiddeti kınarken, üye ülkelerin bu tür olaylarla daha etkin mücadele etmesi çağrısında bulunuyor. Özellikle Zimbabve ve Mozambik gibi komşu ülkeler, vatandaşlarının Güney Afrika'da maruz kaldığı ayrımcılığa tepki gösteriyor. Küresel ölçekte ise, yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı tüm dünyada yükselişte. Avrupa'da aşırı sağ partilerin güç kazanması, ABD'de sınır politikalarındaki sertleşme, benzer eğilimlerin yansımaları olarak değerlendiriliyor. Güney Afrika'daki kriz, gelişmekte olan ülkelerde göçmen entegrasyonunun ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki yabancı düşmanlığı, Türkiye'nin Afrika politikası açısından önemli bir sınavdır. Türkiye, son yıllarda Afrika kıtasıyla ekonomik ve siyasi ilişkilerini derinleştirirken, özellikle Güney Afrika ile ikili ticaret hacmi artmaktadır. Bu tür toplumsal huzursuzluklar, Türk yatırımcılar ve orada yaşayan Türk vatandaşları için risksizdir. Ayrıca Türkiye'nin göçmen politikası ve Suriyeli mültecilere yaklaşımı uluslararası alanda tartışılırken, Güney Afrika'daki kriz, göçmen entegrasyonunun küresel bir mesele olduğunu hatırlatmaktadır. Türkiye, bu deneyiminden yola çıkarak, Afrika ülkelerine entegrasyon ve uyum konusunda teknik yardım sağlayabilir; böylece yumuşak gücünü artırabilir.