Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan bir göçmen, Trump yönetiminin yeni politikası uyarınca hiçbir bağı bulunmadığı Güney Afrika'daki Eswatini Krallığı'na sınır dışı edildi. Ancak orada özgürlüğüne kavuşamadı; aksine, kendisini hapiste buldu. Bu olay, Washington'un göçmenleri kökenleriyle ilgisi olmayan ülkelere gönderme uygulamasının insani sonuçlarını gözler önüne seriyor. Peki, bu kişi neden Eswatini'de tutuklu? Ve bu durum, ABD'nin göç politikalarının geldiği noktayı nasıl gösteriyor?
Gelişmenin Arka Planı
The Guardian'ın haberine göre, adı açıklanmayan bir göçmen, ABD'de yıllarca yaşadıktan sonra 2025 yılında tutuklandı ve sınır dışı işlemleri başlatıldı. Kendisi Orta Amerika kökenli olmasına rağmen, Trump yönetimi onu Eswatini'ye gönderdi. Eswatini, Afrika kıtasının güneyinde, küçük bir krallık. Göçmenin bu ülkeyle hiçbir bağı yok; ne ailesi var ne de daha önce orada yaşamış. Yine de ABD yetkilileri, üçüncü bir ülkeye sınır dışı etme anlaşması kapsamında onu buraya gönderdi.
Ancak Eswatini'ye vardığında beklenmedik bir durumla karşılaştı: Yerel yetkililer onu gözaltına aldı ve hapse attı. Habere göre, sınır dışı edilen kişi, Eswatini'de yasal statüsü olmadığı için 'düzensiz göçmen' olarak değerlendiriliyor ve ülkeden çıkışı da yasaklanmış durumda. Bu durum, onun hem özgürlüğünü hem de ABD'ye dönme umudunu kaybetmesine yol açtı. Avukatları, müvekkilinin uluslararası hukuka aykırı şekilde alıkonulduğunu ve keyfi bir şekilde hapsedildiğini belirtiyor.
Bu vaka, Trump yönetiminin göçmenleri sınır dışı etmek için uyguladığı 'güvenli üçüncü ülke' anlaşmalarının bir sonucu. Bu anlaşmalar, ABD'nin göçmenleri, sığınma taleplerini değerlendirebilecek 'güvenli' ülkelere göndermesine olanak tanıyor. Ancak eleştirmenler, bu uygulamanın göçmenleri kendileri için tamamen yabancı olan ve hatta tehlikeli olabilecek yerlere göndererek mağdur ettiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin bu politikası, sadece Eswatini'yle sınırlı değil. Guatemala ile imzalanan benzer bir anlaşma kapsamında binlerce göçmen, Orta Amerika ülkelerine gönderildi. Ancak bu uygulamalar, insan hakları örgütleri tarafından sert şekilde eleştiriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bu tür anlaşmaların, mültecilerin korunmasına ilişkin uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtiyor.
Eswatini'deki durum, Afrika kıtasında göçmenlerin karşılaştığı zorlukları da gözler önüne seriyor. Eswatini, dünyanın en küçük ekonomilerinden birine sahip ve göçmenlere yönelik kapsamlı bir yasal çerçevesi bulunmuyor. Bu nedenle, ABD'den gelen göçmenler, ne yasal olarak kalabilecekleri bir statü ne de geri dönüş için bir mekanizma bulabiliyor. Bu durum, küresel göç yönetiminin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Öte yandan, bu politika, ABD'nin uluslararası itibarına da zarar veriyor. Ülke, insan hakları konusundaki liderlik iddiasını sürdürürken, bu tür uygulamalar, bu iddiayı zayıflatıyor. Ayrıca, diğer ülkelerin de benzer politikalar izlemesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, göçmen ve mülteci konularında uluslararası alanda önemli bir aktör. Bu gelişme, Türkiye'nin de göçmen politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini hatırlatıyor. Türkiye, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yaparken, Avrupa Birliği ile yaptığı geri kabul anlaşması kapsamında bazı göçmenleri geri göndermektedir. Ancak bu anlaşmalar, insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmekte ve Türkiye'nin uluslararası itibarını etkileyebilmektedir. Türkiye'nin, göçmenlerin güvenliğini ve haklarını koruyan, ancak aynı zamanda düzensiz göçü önleyen dengeli bir politika izlemesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bu tür vakaların yaşanmaması için Türkiye'nin ikili anlaşmalarını dikkatle hazırlaması ve uluslararası hukuka uygunluğunu gözetmesi gerekmektedir.