Güney Afrika'da son haftalarda yaşanan bir dizi kadın cinayeti, ülkede kadına yönelik şiddetle mücadelede yasaların tek başına yeterli olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. Aktivistler, mevcut yasaların etkin uygulanmadığını ve toplumsal cinsiyet eşitliği için daha kapsamlı politikalar gerektiğini vurguluyor. Ülke, dünyada kadına yönelik şiddetin en yaygın olduğu yerlerden biri olarak öne çıkıyor.
Yasalar Var, Uygulama Yok
Güney Afrika, kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik kapsamlı yasalara sahip. 1998 tarihli Aile İçi Şiddet Yasası, 2007 tarihli Cinsel Suçlar Yasası ve 2012'de kurulan Ulusal Kadın ve Çocuklara Yönelik Şiddetle Mücadele Konseyi bunlardan bazıları. Ancak uzmanlara göre bu yasalar kağıt üzerinde kalmış durumda. Polis ve savcılık birimlerindeki yetersizlik, mağdurlara yönelik damgalama ve yargı süreçlerindeki aksaklıklar nedeniyle failler cezasız kalıyor.
Güney Afrika Tıp Araştırma Konseyi'nin verilerine göre, ülkede her gün ortalama 7 kadın öldürülüyor. Kadın cinayetlerinin çoğu eş veya eski eş tarafından işleniyor. Polis kayıtlarına göre 2022-2023 döneminde 10 binden fazla tecavüz vakası bildirildi, ancak gerçek sayının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Aktivistler, birçok mağdurun korku, utanç veya güvensizlik nedeniyle suç duyurusunda bulunmadığını belirtiyor.
Son cinayetlerden biri, 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Naledi Mokoena'nın eski erkek arkadaşı tarafından öldürülmesiydi. Mokoena, birkaç kez polise şikayette bulunmuş ancak koruma kararı çıkarttıramamıştı. Olay, sosyal medyada büyük tepki çekti ve hükümete yönelik eleştirileri artırdı.
Toplumsal ve Ekonomik Kökenler
Uzmanlar, sorunun sadece hukuki değil aynı zamanda sosyo-ekonomik olduğunu vurguluyor. Yüksek işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik ve ataerkil toplumsal normlar, kadına yönelik şiddetin temel nedenleri arasında. Güney Afrika'da kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerin oldukça altında. Ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınlar, istismarcı ilişkilerden ayrılmakta zorlanıyor.
Ayrıca, madde bağımlılığı ve silah erişimi de şiddeti tetikliyor. Ülkede yasadışı silah bulundurma yaygın ve birçok kadın cinayeti ateşli silahlarla işleniyor. Hükümet, silah kontrolünü sıkılaştırma sözü vermiş olsa da somut adımlar atılmış değil.
Sivil toplum kuruluşları, devletin kadına yönelik şiddetle mücadelede bütçe ayırmadığını ve sığınma evlerinin yetersiz olduğunu belirtiyor. Ülke genelinde yalnızca 100'den fazla sığınma evi bulunuyor; bu sayı ihtiyacın çok altında. Ayrıca, kırsal bölgelerde hizmetlere erişim neredeyse imkansız.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Afrika'daki durum, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) bölgesindeki genel tabloyu yansıtıyor. Bölgede kadına yönelik şiddet oranları dünya ortalamasının üzerinde. 2019'da SADC ülkeleri, kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik bir protokol imzalamıştı ancak uygulama yetersiz.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, pandemi sonrası dönemde kadına yönelik şiddetin arttığını raporluyor. Ekonomik kriz ve artan yoksulluk, risk faktörlerini daha da kötüleştiriyor. Uluslararası toplum, Güney Afrika'yı daha etkin politikalar konusunda sık sık uyarıyor. Örneğin, BM Kadına Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi (CEDAW), 2021'de Güney Afrika'ya yönelik sonuç gözlemlerinde, yasaların uygulanmasındaki eksikliklere dikkat çekmişti.
Ancak uluslararası baskı, iç siyasi iradeyle birleşmediği sürece sonuç alınamıyor. Kadın örgütleri, hükümetin sadece yasa yapmakla yetinmeyip, eğitim, farkındalık kampanyaları ve faillerin cezalandırılması konusunda kararlı adımlar atması gerektiğini söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'da kadına yönelik şiddetin önlenememesi, Türkiye'nin de yakından bildiği bir sorun. Türkiye'de 2021'de İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı, kadın hakları savunucuları tarafından endişeyle karşılanmıştı. Güney Afrika örneği, yasaların varlığının yeterli olmadığını, etkin uygulama ve toplumsal dönüşümün şart olduğunu gösteriyor. Türkiye, bölgesel ve uluslararası platformlarda kadına yönelik şiddetle mücadelede işbirliğini güçlendirebilir. Ayrıca, Afrika'daki sivil toplum kuruluşlarıyla deneyim paylaşımı, yumuşak güç açısından fırsat sunabilir. Ancak öncelikle iç politikada tutarlılık ve kararlılık gerekiyor.
Sonuç olarak, Güney Afrika'da kadın cinayetleri ve cinsiyet temelli şiddet, sadece hukuki düzenlemelerle değil, sosyo-ekonomik eşitsizlikler, kültürel normlar ve devlet kapasitesiyle mücadele edilerek çözülebilir. Uluslararası toplumun baskısı ve yerel aktivizmin birleşimi, değişim için umut verici ancak yeterli değil. Kadınların güvenliği için daha fazla siyasi irade ve kaynak gerekiyor.