ABD'de 2028 başkanlık seçimleri için resmi adaylık süreci henüz başlamadı; kampanya logoları yok, tartışma sahneleri kurulmadı, hiçbir aday resmi açıklama yapmadı. Ancak yüzeyin altında, Beyaz Saray'a çıkan yolda—ya da en azından parti içinde yeniden yapılanma mücadelesinde—yarış çoktan başladı. Demokrat Parti'nin 2024'teki yenilgisinin ardından, 2028 için görünmez bir ön seçim yaşanıyor. Bu süreç, parti içindeki farklı kanatların, potansiyel adayların ve stratejilerin henüz kamuoyuna yansımayan ama son derece yoğun bir şekilde şekillendiği bir dönemi ifade ediyor.
Gölge Kampanyanın Aktörleri ve Stratejileri
2028 için öne çıkan isimler arasında, 2020'de başkanlık yarışında yer alan ve şu anda California Valisi olan Gavin Newsom, Michigan Valisi Gretchen Whitmer, Illinois Valisi J.B. Pritzker ve Georgia'dan genç bir figür olan Stacey Abrams gibi isimler bulunuyor. Ayrıca, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in yeniden aday olabileceği konuşuluyor. Bu isimler, resmi bir kampanya ilanı yapmasalar da, ülke genelinde özel toplantılar düzenliyor, kilit eyaletlerdeki parti örgütleriyle bağlantı kuruyor ve bağışçılarla bir araya geliyor.
Özellikle Newsom, medya görünürlüğünü artırarak ve ülke genelinde konuşmalar yaparak adaylığı için zemin hazırlıyor. Whitmer ise daha mütevazı bir yaklaşımla, Pandemi dönemindeki liderliği ve Michigan'daki seçim başarılarıyla dikkat çekiyor. Pritzker, muhafazakâr eyaletlerdeki bağışçı ağlarını genişletmeye çalışıyor. Bu isimlerin yanı sıra, partinin sol kanadını temsil eden Alexandria Ocasio-Cortez ve Bernie Sanders'ın etkisi de sürüyor; ancak bu isimlerin yaşı ve parti içindeki konumu, 2028 için daha çok destekleyici rol üstleniyor.
Demokrat Parti'nin temel stratejik tartışması ise iki eksende yoğunlaşıyor: birincisi, ekonomi ve refah politikalarında daha ilerici bir ajanda mı benimsenmeli, yoksa daha merkezci bir yaklaşımla bağımsız ve Cumhuriyetçi seçmenlerden oy mu alınmalı? İkincisi, kültür savaşlarında nasıl bir tutum sergilenmeli? Bu tartışmalar, adayların ülke genelinde yapacakları konuşmaların ve politika önceliklerinin şekillenmesinde belirleyici olacak. Parti içindeki farklı gruplar, 2024 seçimlerindeki kaybın nedenlerini analiz ederek 2028 için yeni bir yol haritası çizmeye çalışıyor.
Küresel Yansımalar ve ABD Siyasetinin Geleceği
Bu gölge kampanya, yalnızca ABD iç siyasetini ilgilendirmiyor; küresel güç dengelerini de yakından etkileyecek. ABD, dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri gücü olarak, başkanlık yarışının sonucu tüm dünyada yankı buluyor. Özellikle Çin, Rusya ve Orta Doğu'daki gelişmeler, ABD'nin dış politika önceliklerini yeniden şekillendirecek. Demokratların 2028'de Beyaz Saray'a dönmesi durumunda, iklim değişikliği, uluslararası ittifaklar ve ticaret politikalarında köklü değişiklikler bekleniyor.
Avrupa ve NATO müttefikleri, ABD'nin yeni başkanının uluslararası iş birliğine ne kadar önem vereceğini merakla izliyor. Biden yönetiminin ittifakları güçlendirme çabaları, Trump dönemindeki tek taraflı yaklaşımlarla kesintiye uğramıştı. Demokratların 2028'deki adayının, transatlantik bağları yeniden tesis edip etmeyeceği, küresel güvenlik mimarisini doğrudan etkileyecek. Ayrıca, Çin ile rekabette ABD'nin izleyeceği strateji, Asya-Pasifik bölgesindeki dengeleri belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki 2028 başkanlık yarışı, Türkiye'nin dış politikası açısından stratejik bir öneme sahip. Demokrat bir başkanın seçilmesi durumunda, Türkiye-ABD ilişkilerinde insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi konuların daha fazla gündeme gelmesi beklenir. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini ve iç siyasetini etkileyebilir. Öte yandan, savunma sanayiindeki iş birliği ve Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeler gibi dosyalarda da yeni bir ABD yönetimiyle yeniden müzakere süreci yaşanabilir. Türkiye, ABD'nin küresel politikalarındaki değişimleri yakından takip ederek, bölgesel çıkarlarını korumak için esnek bir diplomasi yürütmek zorunda kalacak.