Fransa'da sol siyaset sahnesi, Pazar günü yapılan PS-Place Publique ön seçiminin ilk turunda Raphaël Glucksmann'ın zaferiyle yeni bir evreye girdi. Glucksmann, Jean-Luc Mélenchon'un La France insoumise (LFI) hareketiyle her türlü ittifakı reddederken, Mélenchon sosyal demokrasiyi kesin olarak tasfiye etmeyi hedefliyor. Bu gelişme, solun geleceği üzerine derin bir ayrışmayı gözler önüne seriyor.
Solun iç hesaplaşması: Glucksmann'ın zaferi ve ittifak reddi
Raphaël Glucksmann, Sosyalist Parti (PS) ve Place Publique ortak ön seçiminin ilk turunda açık ara önde çıktı. Bu sonuç, onu solun ana akım adayı konumuna getirirken, partisi içinde ve genel olarak solda birlik çağrılarını da beraberinde getirdi. Ancak Glucksmann, LFI ile olası bir ittifaka kapıyı kapattı. Bu tutum, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde solun stratejik yönelimi açısından kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Glucksmann'ın zaferi, PS içinde uzun süredir devam eden iç çekişmelere de bir yanıt niteliğinde. Partinin geleneksel sosyal demokrat çizgisi ile daha radikal sol arasında sıkışan yönetim, Glucksmann'ın adaylığıyla net bir tercih yapmış görünüyor. Glucksmann, kampanya boyunca Avrupa yanlısı, sosyal demokrat ve cumhuriyetçi değerlere vurgu yaparak, Mélenchon'un popülist sol çizgisinden ayrıştı.
Öte yandan Jean-Luc Mélenchon, LFI lideri olarak, sosyal demokrasiyi "tasfiye edilmesi gereken" bir siyasi akım olarak tanımlıyor ve Glucksmann'ı "eski düzenin temsilcisi" olmakla suçluyor. Mélenchon'un stratejisi, solun tabanını radikalleştirerek, PS ve müttefiklerini siyasi olarak marjinalleştirmeyi amaçlıyor. Bu çerçevede, Glucksmann'ın yükselişi, Mélenchon'un hegemonik sol projesine doğrudan bir meydan okuma anlamına geliyor.
Fransız solunda yeni denklem: bölünme mi, yeniden yapılanma mı?
Glucksmann'ın ilk tur zaferi, sol seçmenin önemli bir bölümünün LFI'nin radikal çizgisinden uzaklaşma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Anketler, Glucksmann'ın özellikle büyükşehirlerde, eğitimli orta sınıf ve Avrupa yanlısı seçmende karşılık bulduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, Mélenchon'un 2017 ve 2022 seçimlerinde elde ettiği sol blok hakimiyetinin sarsılabileceği yorumlarına yol açıyor.
Ancak solun bölünmüşlüğü, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalma şansını azaltabilir. 2022'de NUPES çatısı altında birleşen sol, Mélenchon'u ikinci tura taşıyamamıştı. Şimdi Glucksmann'ın liderliğinde ayrı bir yol izlenmesi, solun oylarını bölerek Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un merkez sağ ittifakına veya aşırı sağcı Ulusal Birlik'e (Rassemblement National) yarayabilir. Bu risk, sol içinde birleşme çağrılarını güçlendiriyor olsa da, Glucksmann ve Mélenchon arasındaki kişisel ve ideolojik uçurum, yakın vadede bir uzlaşıyı zorlaştırıyor.
Fransa'da solun geleceği, aynı zamanda Avrupa solunun genel gidişatı açısından da bir gösterge niteliğinde. Glucksmann'ın Avrupa yanlısı duruşu, son yıllarda yükselen sol popülizme karşı bir alternatif sunuyor. Bu durum, Almanya'daki SPD'nin yaşadığı iç tartışmalara ve İngiltere'deki İşçi Partisi'nin yeniden yapılanma sürecine paralel bir seyir izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'da solun iç dinamikleri, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da, Avrupa'nın siyasi yelpazesindeki kaymalar Türk dış politikası açısından dolaylı etkiler taşıyor. Glucksmann'ın yükselişi, Avrupa'da sosyal demokrat ve Avrupa yanlısı bir solun güçlenmesi anlamına geliyor. Bu tür bir sol, geleneksel olarak Türkiye'nin AB üyeliğine mesafeli yaklaşmakla birlikte, insan hakları ve demokrasi konularında daha yapıcı bir diyalog kurabilir. Öte yandan Mélenchon'un radikal solu, zaman zaman Türkiye karşıtı söylemleriyle öne çıkabiliyor. Fransa'nın AB içindeki ağırlığı düşünüldüğünde, solun geleceği, Türkiye-AB ilişkilerinin seyrini etkileyebilecek bir faktör olarak izlenmeye değer.