Gine-Bissau'da askeri yönetim altındaki ülkede, Pazar günü yapılacak referandumla cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılıp artırılmayacağı oylanacak. Bu oylama, yılın ilerleyen dönemlerinde sivil yönetime geçişi hedefleyen genel seçimler öncesinde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Referandum, siyasi krizlerle boğuşan Batı Afrika ülkesinde güç dengelerini yeniden şekillendirebilir.
Gelişmenin arka planı: Askeri yönetim ve siyasi kriz
Gine-Bissau, 1974'te Portekiz'den bağımsızlığını kazanmasından bu yana sayısız askeri darbe ve siyasi istikrarsızlık yaşadı. Ülke, son olarak 2022'de ordunun yönetime el koymasıyla askeri bir yönetim altına girdi. Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embaló, Şubat 2022'deki darbe girişiminin ardından ülkeyi kontrolü altına almıştı. Ancak hükümet, uluslararası toplumun sivil yönetime dönüş çağrılarına rağmen seçim takvimini sürekli ertelemekle eleştiriliyor.
Referandum, cumhurbaşkanının parlamentoyu feshetme yetkisini genişletmeyi ve hükümeti atama konusunda daha fazla serbestlik tanımayı öngörüyor. Bu değişiklik, Başkan Embaló'nun elini güçlendirebilir, ancak muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri bu adımı "otoriterleşme" olarak nitelendiriyor. Muhalefet, referandumun geniş katılım olmadan ve uygun koşullar sağlanmadan yapılmasının meşruiyetini sorguluyor.
Ülkede yaklaşık 900 bin kayıtlı seçmen bulunuyor. Referandumun ardından yıl sonuna kadar genel seçimlerin yapılması planlanıyor. Ancak seçim takvimi, siyasi tansiyon ve lojistik sorunlar nedeniyle belirsizliğini koruyor. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Gine-Bissau'daki siyasi sürecin sivil yönetime tam geçişle sonuçlanması için arabuluculuk çabalarını sürdürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Batı Afrika'daki istikrar arayışı
Gine-Bissau, Batı Afrika'da sık sık darbe yaşanan ülkelerden biri olarak bölgesel istikrarı tehdit eden bir örnek olarak görülüyor. Son yıllarda Mali, Burkina Faso ve Nijer'de gerçekleşen darbeler, bölgede demokrasiye geçiş süreçlerini sekteye uğrattı. Bu nedenle Gine-Bissau'daki referandum, sadece ülkenin iç meselesi değil, aynı zamanda bölgedeki demokratikleşme mücadelesinin bir testi olarak algılanıyor.
ECOWAS ve Afrika Birliği, askeri yönetimlere karşı sivil yönetime dönüşü teşvik etme politikası izliyor. Ancak Gine-Bissau'daki süreç, bu örgütlerin etkisinin ne kadar sınırlı olduğunu gösteriyor. Öte yandan, ülkenin coğrafi konumu, Atlas Okyanusu'na kıyısı olması ve uyuşturucu kaçakçılığı güzergahında yer alması nedeniyle uluslararası toplumun dikkatini çekiyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ülkede istikrarın sağlanması için kalkınma yardımları ve güvenlik reformu desteği sunuyor.
Referandum sonucu, ülkenin gelecekteki siyasi yapısını belirleyebilir. Ancak muhalefetin boykot çağrıları ve seçim güvenliği endişeleri, sürecin şeffaflığını gölgeliyor. Bölgedeki diğer ülkeler, Gine-Bissau'daki gelişmeleri yakından izliyor. Zira buradaki siyasi istikrarsızlık, göç hareketleri ve güvenlik sorunlarına yol açarak komşu ülkeleri de etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla ilişkilerini son yıllarda önemli ölçüde geliştirmiş durumda. Gine-Bissau'daki siyasi istikrarsızlık, Türkiye'nin Sahra Altı Afrika'da artan yatırımları ve diplomatik angajmanları göz önüne alındığında, bölgesel istikrara etkisi açısından dikkatle izlenmelidir. Türkiye, bağımsızlık sonrası dönemde Gine-Bissau ile dostane ilişkiler kurmuş, ancak ekonomik ve ticari bağlar sınırlı kalmıştır. Ülkedeki siyasi belirsizlik, Türk yatırımcılar için risk oluşturabilir; ancak sivil yönetime geçişin sağlanması, Türkiye'nin Afrika politikası çerçevesinde kazan-kazan anlayışına katkı sağlayabilir. Bu nedenle Ankara, sürecin barışçıl ve demokratik bir şekilde sonuçlanmasını desteklemektedir.