Batı Afrika ülkesi Gine-Bissau'da askeri cunta yönetimi, yeni anayasa metnini halkoyuna sunmak için referandum tarihi belirledi. Ancak muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri, sürecin meşruiyetini tanımadıklarını açıkladı ve halkı oy kullanmama çağrısında bulundu. Euronews'e konuşan analistler ve insan hakları aktivistleri, yeni anayasanın yürürlüğe girmesi için yasal sürecin tamamlanmadığını, bu nedenle referandumun 'hukuki bir temelden yoksun' olduğunu belirtti. Avrupa Birliği'ne (AB) de seslenen uzmanlar, cunta yönetimine karşı daha güçlü yaptırımlar uygulanması çağrısında bulundu.
Referandum süreci ve tarafların tutumu
Gine-Bissau'da 2022'de gerçekleşen askeri darbe sonrası yönetimi elinde bulunduran cunta lideri Umaro Sissoco Embaló, ülkeyi demokratik bir çerçeveye oturtma iddiasıyla yeni anayasa taslağını hazırladı. Referandumun 2025 yılı içinde yapılması planlanıyor. Ancak muhalefetteki PAIGC (Afrika Bağımsızlık Partisi) ve diğer partiler, bu girişimin cuntanın meşruiyetini pekiştirme amacı taşıdığını savunuyor. Muhalefet liderleri, anayasa taslağının parlamentoda geniş mutabakatla hazırlanmadığını, halkın katılımına açık olmadığını ve bu nedenle boykot edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Euronews'in görüştüğü insan hakları aktivisti Maria Silva, "Yeni anayasa metni zaten yayınlanmış durumda. Ancak bu metin, darbe sonrası oluşturulan geçici kurumlar tarafından hazırlandı. Seçilmiş bir meclis olmadan böyle bir sürecin meşruiyeti tartışmalıdır. Halkın gerçek iradesini yansıtmayacak bir referandum, ülkedeki siyasi krizi daha da derinleştirebilir" dedi. Analistler, cunta yönetiminin referandumu zaman kazanmak ve uluslararası meşruiyet elde etmek için bir araç olarak kullandığı görüşünde.
Uluslararası toplum ve Avrupa Birliği'nin rolü
Gine-Bissau'daki siyasi kriz, Batı Afrika'nın istikrarı açısından önemli bir sınav niteliği taşıyor. Bölgede son yıllarda Mali, Burkina Faso ve Nijer'de yaşanan darbelerin ardından Gine-Bissau'daki gelişmeler, demokrasiye dönüş süreçlerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Avrupa Birliği, Gine-Bissau'ya yönelik bazı yaptırımlar uyguluyor ancak eleştirmenler bunları yetersiz buluyor.
Euronews'e konuşan siyasi analist Carlos Mendes, "AB'nin tutumu net değil. Cunta yönetimiyle diyaloğu sürdürme çabası, darbecileri cesaretlendirebilir. AB, sivil toplumu desteklemeli ve demokratik sürece dönüş için daha etkili baskı mekanizmaları oluşturmalı" şeklinde konuştu. Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği de referandumun kapsayıcı bir diyalog ortamında yapılması çağrısında bulunuyor. Ancak cunta hükümetinin bu çağrılara kulak asmadığı, ülkede medya üzerindeki baskıların arttığı ve muhalefet liderlerine yönelik gözaltıların sürdüğü belirtiliyor.
Bölgesel jeopolitik denklem
Gine-Bissau, Atlas Okyanusu kıyısındaki stratejik konumuyla Batı Afrika'da önemli bir durak. Ülke, aynı zamanda uyuşturucu kaçakçılığı rotaları üzerinde bulunuyor ve bu durum güvenlik açısından risk oluşturuyor. Cunta yönetiminin iç siyasetteki otoriterleşmesi, ülkenin uluslararası iş birliği anlaşmalarını da etkileyebilir. Özellikle Avrupa ülkeleriyle sürdürülen güvenlik ve kalkınma iş birlikleri, demokrasiye dönüş şartına bağlanmış durumda. Bu nedenle referandumun sonucu, yalnızca Gine-Bissau'nun iç meselesi olmanın ötesinde, bölgesel istikrar ve uluslararası ilişkiler açısından da belirleyici olacak.
Uzmanlar, referandumun boykot edilmesi halinde cunta yönetiminin meşruiyetinin daha da zayıflayacağını, ancak katılımın düşük olmasının da taraflar arasındaki krizi derinleştirebileceğini ifade ediyor. Gine-Bissau halkı, yıllardır süren siyasi istikrarsızlık ve ekonomik zorluklarla mücadele ediyor. Ülkede yoksulluk oranının yüksek olması, eğitim ve sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, halkın demokrasi beklentisini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gine-Bissau'daki gelişmeler, Türkiye'nin Afrika açılımı politikası bağlamında dolaylı etkilere sahip. Türkiye, son yıllarda Batı Afrika ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkilerini güçlendiriyor. Gine-Bissau'da istikrarın sağlanması, Türk yatırımlarının ve kalkınma iş birliği projelerinin geleceği açısından önem taşıyor. Ayrıca, bölgedeki siyasi krizlerin yayılma riski, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da ilgilendiriyor. Türkiye, demokratik süreçlerin desteklenmesi ve uluslararası toplumla uyumlu bir tutum izleyerek, bölgesel istikrara katkı sağlayabilir. Ancak doğrudan Türkiye-Gine-Bissau ilişkilerini etkileyen somut bir gelişme bulunmuyor.