Askeri yönetim altındaki Gine-Bissau'da, Pazar günü cumhurbaşkanlığı yetkilerinin genişletilmesini öngören anayasa değişikliği referandumu yapıldı. On beş yıl aradan sonra ilk kez düzenlenen bu oylama, ülkeyi sivil yönetime döndürme hedefi taşıyan ancak baştan sona tartışmalarla gölgelenen bir sürecin parçası olarak görülüyor. Yaklaşık 1 milyon kayıtlı seçmen, yeni anayasa taslağına onay verip vermeyeceğini oylarken, geçici devlet başkanı Umaro Sissoco Embalo'nun sivil hayata geçiş planının bir gereği olarak gösteriliyor.
Gelişmenin arka planı ve tartışmalı süreç
Referandum, geçen yıl Şubat ayında gerçekleşen ve iktidar partisi PAIGC'nin etkili ismi Domingos Simoes Pereira'nın tutuklanmasına yol açan askeri müdahalenin ardından gündeme geldi. Ülkede 2022'de yaşanan darbe girişimi ve ardından kurulan geçici hükümet, siyasi istikrarı bir türlü sağlayamadı. Geçici Cumhurbaşkanı Embalo, sık sık sivil yönetime geçişin ancak başkanlık sistemini güçlendirecek yeni bir anayasayla mümkün olacağını savunuyor. Ancak muhalefet, bu sürecin meşruiyetini sorguluyor ve Embalo'nun yetkilerini artırmasının kişisel bir hedef olduğunu ileri sürüyor.
Muhalefet partileri ve bazı sivil toplum kuruluşları, referandumun sıkıyönetim koşullarında ve askeri baskı altında yapılmasını 'sağlıklı bir demokratik irade yansıtması mümkün olmayan' bir girişim olarak nitelendiriyor. Özellikle başkent Bissau'daki bazı seçim merkezlerinde düşük katılım olduğu ve oy kullanma işleminin huzursuz bir ortamda gerçekleştiği bildiriliyor. Seçmen kütüklerindeki tutarsızlıklar ve muhalefetin seçim komisyonunu boykot etmesi, sürecin güvenilirliğini daha da zedeliyor.
Referandumda kabul edilmesi durumunda, başkanlık sistemine geçilecek ve cumhurbaşkanının başbakanı atama, parlamentoyu feshetme ve yargı üzerinde daha geniş yetkilere sahip olması öngörülüyor. Bu değişiklik, ülkenin 1974'te Portekiz'den bağımsızlığını kazanmasından bu yana en kapsamlı anayasa revizyonu olma özelliğini taşıyor. Ancak uzmanlar, bu tür bir yetki yoğunlaşmasının, darbe geçmişiyle bilinen Batı Afrika ülkesinde demokrasiyi güçlendirmekten ziyade otoriterleşmeyi tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve küresel bağlam
Gine-Bissau, Batı Afrika'da siyasi istikrarsızlıklarıyla öne çıkan bir ülke. 1980'deki ilk darbeden bu yana dört başarılı darbe ve birçok darbe girişimi yaşandı. Ülke, aynı zamanda Batı Afrika'dan Avrupa'ya uzanan uyuşturucu kaçakçılığı rotalarının kavşağında bulunuyor; bu durum bölgesel güvenlik açısından da önemli bir risk oluşturuyor. ECOWAS (Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu) ve Afrika Birliği, sürece temkinli yaklaşırken, sivil yönetime hızlı bir geçişin önemini vurguluyor. Ancak örgütlerin, referandumun yapılış şekli ve kapsamı konusundaki endişelerini dile getirmesi, uluslararası toplumun da süreci yakından izlediğini gösteriyor.
Fransa ve Portekiz gibi eski sömürgeci güçler, bölgedeki nüfuzlarını korumak adına gelişmeleri dikkatle takip ediyor. Özellikle Rusya'nın Sahel bölgesindeki artan etkinliği karşısında Batılı ülkeler, Gine-Bissau gibi kırılgan ülkelerde demokratik geçişlerin başarılı olmasını kendi çıkarları için önemli görüyor. Bu bağlamda referandum sonuçları, bölgedeki güç dengeleri açısından da kritik bir gösterge olabilir. Seçim gözlemcileri, sonuçların önümüzdeki günlerde açıklanmasını beklerken, Embalo hükümetinin uluslararası meşruiyetini güçlendirmek için referandum sonucunu yeni seçimlerin takvimini belirlemede kullanması muhtemel görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gine-Bissau'daki bu gelişme, Türkiye'nin Afrika açılımı politikası çerçevesinde, kıtanın istikrarını ilgilendiren bölgesel dinamikler açısından önem taşıyor. Türkiye, Afrika'da barış ve istikrarın tesisine katkı sağlamayı hedeflerken, kırılgan devlet yapılarının güçlenmesi ve demokratik geçiş süreçlerinin başarıya ulaşması, kıtadaki Türk yatırımlarının güvenliği için de kritik bir unsur. Ayrıca, Gine-Bissau'nun Müslüman çoğunluklu nüfusu ve Türkiye'nin Afrika'daki dini ve kalkınma yardımları etkinliği düşünüldüğünde, ülkede kalıcı bir istikrarın sağlanması, Türkiye'nin bölgesel nüfuzu açısından olumlu bir zemin hazırlayabilir. Bu nedenle Ankara, süreci yakından izlemekte ve olası istikrarsızlıkların kıtaya yayılmaması için bölgesel aktörlerle diyaloğunu sürdürmektedir.