İsrail'in önde gelen gazetelerinden Haaretz'in Kudüs muhabiri Anshel Pfeffer, The War Room bültenindeki son yazısında, ülkenin eski generallerinin siyasette neden bu kadar az başarılı olduğunu masaya yatırıyor. Pfeffer, İsrail ordusunun (IDF) üst düzey komutanlarının sivillere kıyasla siyasi arenada çeşitli zorluklarla karşılaştığını, bunun da askeri başarı ile siyasi başarı arasındaki farktan kaynaklandığını belirtiyor. Ordudan emekli olup siyasete atılan generallerin çoğu, kısa sürede hayal kırıklığına uğrayarak sahneden çekiliyor.
Askeri zaferden siyasi yenilgiye
İsrail tarihinde, özellikle 1967 Altı Gün Savaşı ve 1973 Yom Kippur Savaşı gibi dönüm noktalarında ordunun yıldızı parlayan komutanlar, siyasi partilerde hızla yükselme fırsatı buldu. Ancak bu isimlerin çoğu, başbakanlık veya bakanlık koltuğuna oturduktan kısa süre sonra başarısızlıkla anıldı. Örneğin, eski Genelkurmay Başkanı Rafael Eitan, 1980'lerde kurduğu Tzomet Partisi ile beklenen çıkışı yapamadı. Benzer şekilde, eski Genelkurmay Başkanı Shaul Mofaz, siyasi kariyerinde Adalet Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı görevlerinde bulunmasına rağmen, partisinin iç çekişmeleri nedeniyle etkisiz kaldı. Son yıllarda Benny Gantz ve Gabi Ashkenazi gibi isimler, Mavi-Beyaz ittifakıyla kurdukları siyasi hareketle bir dönem umut verse de, koalisyon hükümetlerinin içinde kaybolup gittiler.
Pfeffer, bu başarısızlıkların temelinde, askerlerin emir komuta zincirine alışkın olmalarının yattığını savunuyor. Ordu içinde verilen emirlerin doğrudan uygulanması, siyasi arenada ise müzakere, uzlaşma ve kamuoyu desteğinin ön planda olması, generallerin siyasete adaptasyonunu zorlaştırıyor. Ayrıca, askeri liderlerin karar alma süreçlerindeki hiyerarşik yapı, sivil siyasetin kaotik ve çok sesli yapısıyla çatışıyor. Bu da eski askerlerin sabırsız ve otoriter tutumlarına yol açıyor.
Küresel perspektif ve örnekler
Bu olgu yalnızca İsrail'e özgü değil. Dünya genelinde birçok ülkede askeri kariyerden siyasete geçen liderler, benzer zorluklarla karşılaşıyor. ABD'de eski general Dwight Eisenhower, başkanlık döneminde görece başarılı olsa da, modern dönemdeki örneklerde bu kadar parlak tablolar görülmüyor. Örneğin, Mısır'da Abdülfettah el-Sisi ve Türkiye'de Kenan Evren gibi isimler, askeri darbeyle iktidara gelmelerine rağmen sivil siyasetteki meşruiyet sorunlarını aşamamışlardır. Latin Amerika'da ise birçok askeri lider, demokratikleşme süreçlerinde başarısız olmuştur. Bu örnekler, askeri disiplinin siyasi esneklikle birleşmediğinde başarısızlığın kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. İsrail gibi demokratik bir sistemde ise eski generallerin, parlamentodaki çok partili yapı ve koalisyon pazarlıkları karşısında çaresiz kaldığı görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin kendi tarihi, asker-sivil ilişkileri bağlamında zengin bir deneyim sunuyor. 1960, 1971, 1980 darbeleri ve 1997'deki muhtıra süreci, ordunun siyasetteki etkisini göstermiş ancak bu müdahalelerin ardından gelen sivil hükümetler, demokratik meşruiyetlerini korumayı başarmıştır. İsrail'deki eski generallerin siyasetteki başarısızlığı, Türkiye için ders niteliği taşıyor: Askeri başarılar, siyasi başarıyı garanti etmiyor. Türkiye'de de emekli askerlerin siyasete girmesi tartışılmış olsa da, son yıllarda sivil siyasetin güçlenmesiyle bu tür geçişler azalmıştır. Bu analiz, Türkiye'nin demokratik kurumlarının olgunlaşması açısından, asker-sivil ilişkilerinin dengeli bir zeminde yürütülmesinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.