Dünya genelinde milyonlarca üniversite mezunu, iş bulabilmek için kendi ceplerinden binlerce dolar harcamak zorunda kalıyor. Stajların ücretsiz olması, giriş seviyesi pozisyonların giderek deneyim şartı koşması ve otomasyonun beyaz yakalı işleri tehdit etmesi, genç işsizliğini benzeri görülmemiş boyutlara taşıdı. The Guardian'da yayımlanan analiz, giriş seviyesi iş piyasasının neden "kırıldığını" ve gençlerin kariyerlerine başlamak için neden para ödediğini ele alıyor. Türkiye'de de TÜİK verilerine göre 15-24 yaş arası işsizlik oranı yüzde 20'nin üzerinde seyrediyor; bu oran genel işsizlik oranının neredeyse iki katı. Gençler, işverenlerin "deneyim" talebini karşılamak için ücretli staj programlarına, online kurslara ve sertifika eğitimlerine yöneliyor.
Giriş Seviyesi İş Piyasası Neden Çöküyor?
Son yirmi yılda giriş seviyesi işlerin yapısı kökten değişti. Bir zamanlar lise veya üniversite mezunlarının ilk adımı olan pozisyonlar, artık ya otomasyonla ortadan kalktı ya da daha deneyimli adaylara yönlendirildi. Yapay zekâ ve dijital araçlar, veri girişi, temel müşteri hizmetleri ve rutin ofis işlerini devraldı. Şirketler, belirsiz ekonomik koşullarda risk almamak için "hemen katkı sağlayacak" personel arıyor. Bu da gençleri, işverenlerin talep ettiği becerileri kendi imkânlarıyla edinmeye itiyor.
Ücretsiz stajların yaygınlaşması, gençlerin ailelerinden destek almasını zorunlu kılıyor. Londra, New York veya Berlin gibi pahalı şehirlerde ücretsiz staj yapmak, aylık binlerce dolar masraf anlamına geliyor. Bu durum, düşük gelirli ailelerden gelen gençlerin sektöre girişini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Sosyoekonomik eşitsizlik, işe alım süreçlerinde derinleşiyor.
Öte yandan, mikro stajlar, bootcamp'ler ve sertifika programları, gençlerin iş bulma umuduyla para döktüğü yeni bir sektör yarattı. Bu programların bir kısmı gerçekten istihdam sağlasa da, çoğu zaman sonu garantili değil. Adaylar, yüzlerce başvuru sonrasında bile geri dönüş alamıyor. İşverenler ise "kültürel uyum" ve "referans" gibi öznel kriterleri öne çıkararak, ağ bağlantısı olmayan gençleri eliyor.
Küresel Boyut ve Politika Arayışları
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyada 73 milyon genç işsiz. Genç nüfusun istihdam oranı, 2000'li yılların başına kıyasla önemli ölçüde düştü. Güney Avrupa'da (İspanya, Yunanistan, İtalya) genç işsizlik yüzde 30'u aşmış durumda. ABD'de ise öğrenci borçları 1,7 trilyon doları aşarken, mezunların çoğu aldıkları eğitimle orantılı iş bulamıyor. Uzmanlar, sorunun yapısal olduğunu ve kısa vadeli çözümlerin yetersiz kalacağını belirtiyor.
Bazı ülkeler, genç istihdamını artırmak için "gençlik garantisi" programları uyguluyor. AB'nin Gençlik Garantisi, 25 yaş altındaki her gence dört ay içinde iş, staj veya eğitim imkânı sunmayı hedefliyor. Ancak uygulamada bürokrasi ve kaynak yetersizliği nedeniyle sonuçlar sınırlı. Türkiye'de İŞKUR'un gençlik programları ve staj destekleri bulunsa da, kapsamı ve etkinliği tartışmalı.
Giriş seviyesi iş piyasasının düzelmesi için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması, ücretli stajların zorunlu hale getirilmesi ve şirketlerin deneyim yerine potansiyele odaklanması gerekiyor. Aksi halde gençler, iş bulma umuduyla para ödemeye devam edecek ve nesiller arası eşitsizlik daha da derinleşecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de genç işsizliği yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor. Üniversite mezunu gençler, özel sektörde düşük ücretli ve güvencesiz işlere razı oluyor. Ücretsiz stajlar yaygın; birçok genç, ailesinin maddi desteğiyle büyükşehirlerde staj yapabiliyor. Bu durum, sosyoekonomik eşitsizliği derinleştiriyor. Türkiye'nin genç nüfusu, ekonomik büyüme için potansiyel taşısa da, nitelikli istihdam yaratılamadığı için beyin göçü hızlanıyor. Hükümetin gençlik istihdamına yönelik politikaları sınırlı kalıyor. Uzun vadede, eğitim-istihdam uyumsuzluğu ve ücretli staj pratiklerinin yaygınlaşması, toplumsal hareketliliği zayıflatabilir. Türkiye'nin, AB Gençlik Garantisi benzeri kapsamlı bir programı hayata geçirmesi ve özel sektörü ücretli stajlara teşvik etmesi kritik önemde.