Filistinli aktivist Aziz Abu Sarah ile İsrailli barış savunucusu Maoz Inon, 'The Future is Peace' (Gelecek Barış) adlı kitaplarında, yıllardır devam eden çatışmada ailelerini kaybetmiş iki birey olarak, İsrail-Filistin barışı için uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeyi amaçlıyor. Nisan ayında yayımlanan kitap, yazarların kişisel trajedilerinden yola çıkarak, her iki toplumda da barışın mümkün olduğuna dair güçlü bir mesaj veriyor.
Çatışmanın Gölgesinde Bir Ortaklık
Aziz Abu Sarah, Filistinli bir aileden geliyor; kardeşi 2001 yılında bir İsrail askeri tarafından öldürüldü. Maoz Inon ise İsrailli; ailesi Gazze sınırındaki evlerinde 2005 yılında bir Filistinli saldırgan tarafından katledildi. İkili, bu derin yaralara rağmen bir araya gelerek barış için ortak bir ses oluşturmayı başardı. Onlara göre, şiddet sarmalını kırmak ancak karşılıklı anlayış ve empatiyle mümkün. Kitapta, kişisel hikâyelerinin yanı sıra, her iki toplumdan barış yanlısı bireylerin deneyimlerine de yer veriliyor.
Yazarlar, barış sürecinin tıkanmasının asıl nedeninin liderlik ve uluslararası destek eksikliği olduğunu savunuyor. Bu bağlamda, kitabın temel hedefi, halkları barış yönünde cesaretlendirmek ve siyasi iradeyi harekete geçirecek bir taban hareketi yaratmak. Özellikle gençlerin bu harekete dâhil edilmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Küresel Boyut ve Bölgesel Yankılar
İsrail-Filistin çatışması, sadece bölgesel değil, küresel bir sorun olarak uluslararası toplumun gündeminde önemli bir yer tutuyor. Kitap, bu uzun süreli çatışmanın çözümü için dış aktörlerin yapıcı rolünün altını çiziyor. Abu Sarah ve Inon, uluslararası toplumun sadece taraflara değil, doğrudan halklara ulaşarak barış inşa sürecini desteklemesi gerektiğini belirtiyor. Kitap, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve politikacılar için bir rehber niteliği taşıyor.
Ancak eleştirmenler, kitabın iki tarafın da şiddetini eşit derecede kınaması ve simetrik bir yaklaşım sergilemesi nedeniyle gerçekçi olmadığını iddia ediyor. Buna karşın, yazarlar diyalog ve uzlaşının her iki tarafın da acılarını tanımakla başlayacağını savunuyor. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrası artan şiddet ortamında, bu tür barış çağrılarının daha da önem kazandığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Orta Doğu barış sürecindeki potansiyel arabulucu rolüne işaret ediyor. Türkiye, hem İsrail hem de Filistin ile tarihsel ve diplomatik bağları olan nadir ülkelerden biri. Barış yanlısı bu tür sivil girişimler, Türkiye’nin bölgesel istikrar arayışında destekleyebileceği önemli unsurlar. Ayrıca, bu girişim Türk dış politikasının “kapsayıcı barış” vizyonuyla örtüşüyor. Ancak, mevcut siyasi kutuplaşma ve şiddet ortamı, bu tür girişimlerin etkisini sınırlayabilir. Türkiye’nin sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bu tür barış hareketlerine lojistik ve diplomatik destek sağlaması, bölgesel barışa katkı sunabilir.