Gazze Şeridi Belediyeler Birliği, Perşembe günü yaptığı açıklamada, temel belediye hizmetlerinin çökme noktasına gelmesiyle birlikte yaklaşan büyük bir insani, sağlık ve çevre felaketi konusunda uyarıda bulundu. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle su, kanalizasyon ve atık yönetimi hizmetleri hızla bozuluyor. Birlik, bu durumun bölgedeki 2,3 milyon insan için ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu vurguladı. Özellikle atık su arıtma tesislerinin çalışamaz hale gelmesi ve çöp toplama araçlarının yakıt sıkıntısı nedeniyle hizmet verememesi, hastalıkların yayılma riskini artırıyor.
Altyapının çöküşü ve sağlık krizi
Birliğin açıklamasına göre, Gazze'deki belediyeler, elektrik ve yakıt kıtlığı nedeniyle su pompalama ve arıtma işlemlerini sürdüremiyor. İçme suyu kaynaklarının yüzde 90'ından fazlası, yetersiz arıtma nedeniyle kullanılamaz hale gelmiş durumda. Kanalizasyon altyapısı ise tamamen çökme noktasında; atık suların büyük bir kısmı arıtılmadan denize veya açık alanlara boşalıyor. Bu durum, kolera ve tifo gibi su kaynaklı hastalıkların salgın riskini ciddi şekilde artırıyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) daha önce yaptığı uyarılarda, Gazze'de sağlık sisteminin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, ilaç ve tıbbi malzeme sıkıntısı yaşandığını belirtmişti.
İsrail'in Gazze'ye uyguladığı kara, hava ve deniz ablukası, 2007 yılından bu yana devam ediyor. Abluka, bölgeye giren ve çıkan malların, yakıtın ve insanların hareketini ciddi şekilde kısıtlıyor. İsrail, güvenlik gerekçesiyle bu kısıtlamaları uyguladığını savunuyor. Ancak uluslararası kuruluşlar, bu ablukanın kolektif cezalandırma anlamına geldiğini ve Gazze'deki insani krizi derinleştirdiğini ifade ediyor. Son haftalarda, İsrail'in Gazze'ye yönelik hava saldırıları ve çatışmalar, altyapıya verilen zararı daha da artırdı. Birçok belediye binası, su şebekesi ve elektrik hattı hasar gördü. Belediyeler, yeniden inşa için gerekli malzemelerin girişine izin verilmediğini, bu nedenle onarım çalışmalarının durma noktasına geldiğini bildiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Gazze'deki insani kriz, bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunuyor. Mısır, Gazze ile sınırını kontrol eden ülkelerden biri olarak, krizi hafifletmek için arabuluculuk çabalarını sürdürüyor. Ancak kalıcı bir çözüm için İsrail-Filistin çatışmasının temel nedenlerinin ele alınması gerekiyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insani yardım kuruluşları, Gazze'deki durumun 'felaket' boyutuna ulaştığını ve acil müdahale gerektirdiğini vurguluyor. AB ve ABD gibi aktörler, İsrail'e insani yardımların Gazze'ye girişine izin vermesi yönünde çağrılarını yineliyor. Ancak bu çağrıların somut bir adıma dönüşmesi, siyasi iradeye bağlı. Son dönemde İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşim faaliyetlerini genişletmesi ve Kudüs'teki gerilimler, çözümü daha da zorlaştırıyor.
Çevresel boyut da endişe verici. Arıtılmamış atık suların Akdeniz'e boşalması, deniz ekosistemini tehdit ediyor ve bölgedeki balıkçılık faaliyetlerini olumsuz etkiliyor. Ayrıca, katı atıkların düzensiz depolanması, hava kirliliğine ve toprak kirliliğine yol açıyor. Bu çevresel sorunlar, sadece Gazze'yle sınırlı kalmayıp, komşu ülkeleri de etkileyebilir. Uzmanlar, Gazze'deki çevre krizinin kontrol altına alınmaması halinde, bölgesel bir sağlık ve çevre felaketine dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize duyarsız kalmıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını sert bir dille eleştiriyor ve Filistin davasına verdiği desteği sık sık vurguluyor. Türkiye, UNRWA ve diğer insani yardım kuruluşları aracılığıyla Gazze'ye düzenli olarak yardım gönderiyor. Ancak İsrail'in ablukası, bu yardımların etkin bir şekilde ulaştırılmasını engelliyor. Türkiye için Gazze krizi, sadece insani bir mesele değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki jeopolitik dengelerle de ilgili. Türkiye, Mısır ve Katar'la birlikte Gazze'de kalıcı ateşkes ve insani yardımların kesintisiz akışı için diplomatik çabalar yürütüyor. Ayrıca Türkiye, Filistin yönetimiyle yakın ilişkilerini koruyarak, bölgede istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmayı hedefliyor. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak arabuluculuk rolünü pekiştirme fırsatı sunuyor.